logo

KENDİM İÇİN

ÇOCUK VE ANNE

İŞİM İÇİN

GRUP SEANSLARI

Bilinçdışının Yazgısından Seçim Yapabilme Cesareti

evrim-kaya

İnsan zihni, var olduğu günden beri iki büyük gücün arasında, kaderin kaçınılmazlığı ile iradenin özgürlüğü arasında mekik dokuyor. Antik dünyada tanrıların yazdığı trajedilerle somutlaşan bu çatışma, modern dünyada nöronların, genlerin ve çocukluk travmalarının savaşına dönüştü. Aslında psikoloji tarihi, felsefenin bu iki kadim kavramını alıp laboratuvara sokma ve terapi odalarında pratik birer şifaya dönüştürme serüveninden başka bir şey değildir.


Bu serüvenin ilk güçlü adımları Antik Yunan ve Roma dünyasında, kaderin kaçamayacağınız bir senaryo olarak görüldüğü dönemlerde atıldı. Stoacı filozoflar Epiktetos ve Marcus Aurelius, bu sert yazgının içinde muazzam bir psikolojik kale inşa ettiler. Onlara göre dış dünyadaki olayları kontrol edemezdik ama bu olaylara verdiğimiz tepkileri, yani irademizi tamamen kontrol edebilirdik. Epiktetos’un "İnsanları rahatsız eden şey olaylar değil, olaylar hakkında edindikleri fikirleridir" sözü, yüzyıllar sonra modern Bilişsel Davranışçı Terapi’nin temel taşı oldu. Bugün bir terapi odasında geçmişin ya da bugünün getirdiği krizlerle çalışırken, aslında insana antik bir Stoacı gibi yaklaşıyor ve yaşanan olayı değiştiremesek de ona yüklenen anlamı yeniden yazabileceğini hatırlatıyoruz.


Ancak tarih ilerleyip Aydınlanma Çağı’na ulaştığında, bilimsel determinizm rüzgarları iradeyi adeta görünmez kıldı. Evreni tıkır tıkır işleyen devasa bir saate benzeten bu anlayış psikolojiye sıçradığında, sahneyi Davranışçılık devraldı. Watson ve Skinner gibi isimlere göre özgür irade sadece bir illüzyondu; insan, çevresel uyarıcılara tepki veren biyolojik bir makineden ibaretti. Psikoloji bu dönemde, insanı tamamen dış etkenlerin şekillendirdiği sert bir bilimsel kaderciliğe teslim etti. Hemen ardından gelen psikodinamik kırılmada Sigmund Freud da bu determinizmi insanın iç dünyasına taşıdı. Freud’a göre en özgür kararlarımız bile çocukluk arzularımızın ve bilinçdışımızın birer sonucuydu; irade ise sadece buzdağının tepesinde çırpınan küçük bir sandaldı. Tam bu noktada Carl Gustav Jung, insanı bilinçdışının kölesi olmaktan çıkaran o meşhur köprüyü kurdu: "Bilinçdışını bilince dönüştürene kadar, o senin hayatını yönlendirir ve sen ona kader dersin." Jungiyen perspektif, iradeyi o karanlık dehlizlere ışık tutmak ve "yazılmış olanı" farkındalıkla yeniden inşa etmek için bir araç haline getirdi.


1.yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise insanı sadece bir uyarıcı-tepki mekanizması ya da dürtü yumağı olarak gören bu anlayışlara karşı Varoluşçu Psikoloji büyük bir başkaldırı gerçekleştirdi. Irvin Yalom ve Viktor Frankl gibi düşünürler, insanı kendi hayatının baş mimarı ilan ettiler. Frankl’ın en zorlu koşullardan süzülen gözlemleri, insanın elinden alınamayacak tek bir özgürlüğü olduğunu söylüyordu: İçinde bulunduğu duruma karşı kendi tutumunu seçebilmek. Varoluşçu yaklaşımla birlikte kader bize dağıtılan kartlar, irade ise bu kartları nasıl oynayacağımız haline geldi ve özgürlük, beraberinde kaçınılmaz bir sorumluluk doğurdu.

Bugün geldiğimiz noktada nörobilim, genlerimizin ve beynimizin çalışma şeklinin kararlarımız üzerindeki etkisini, yani yeni nesil kaderimizi her gün kanıtlarla önümüze koyuyor. Ancak öte yandan beynin esnekliği (neuroplasticity) ve öz-şefkat çalışmaları, zihinsel pratiklerle bu biyolojiyi bile dönüştürebileceğimizi, yani modern iradeyi savunuyor. Sonuç olarak psikoloji, insanı ne rüzgarda savrulan edilgen bir yaprak ne de her şeye gücü yeten mutlak bir güç olarak görür. Psikolojinin şekillendirdiği modern insan; geçmişin, genetiğin ve çevrenin sınırlarını kabul eden, ancak bu sınırlar içinde seçim yapabilme cesaretini gösteren dengeli bir öznedir.

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191