Bir Elmanın Yarısı: Psikanaliz Açıdan Eş Seçimi

emine-ozdemir

Romantik ilişkileri anlatırken sıkça kullandığımız bir metafor var: Bir elmanın iki yarısı olmak. Bu, iki insanın birbirini bulması, birbirine ait hissetmesi ve birlikte bir bütün oluşturmasını anlatıyor. Ancak bu metafor, farkında olmadan şu düşünceyi de içinde taşır: İnsan tek başına eksiktir ve ancak diğer yarısını bulduğunda tamamlanabilir.


Öteki yarısını bulma hikayesi, yaklaşık 2500 yıl öncesi bir mite dayanır. Platon’un Şölen adlı eserinde anlatılan hikayeye göre insanlar başlangıçta iki yüzlü ve dört kollu ve dört bacaklı “tam” varlıklardı. Güçlerinden korkan Tanrı Zeus, onları ortadan ikiye böldü. O günden sonra her insan, kaybettiği diğer yarısını aramaya ve onunla birleşerek yeniden tamamlanmaya çalışır.


Bu mit, aşkın romantik anlatılarından birini sunar. Peki, sevdiğimiz insanla bir bütün olma arzumuzun nedeni nedir? Partner seçerken yalnızca karşımızdaki kişiye mi yöneliriz, yoksa kendimizle, geçmiş ilişkilerimizle ve karşılanmamış ihtiyaçlarımızla ilgili bir şeyler de mi ararız?


Partner seçimi ve romantik ilişkiler, psikolojinin önemli çalışma alanlarından biridir. Psikanalitik kuramcılar, sevgi nesnesini seçme biçimlerimizi, erken dönem ilişkilerimizin etkilerini ve yakınlık kurma ihtiyacımızın ruhsal dünyamızdaki karşılığını farklı perspektiflerden ele almışlardır.


Bu yazıda Freud, Kohut, Mahler ve Bowlby'nin kuramsal yaklaşımlarından hareketle, “bir elmanın iki yarısı olma” düşüncesini ve “tamamlanma fantezisini” anlamaya çalışacağız.


Sigmund Freud: Nesne Seçimi ve Kendimizde Aradığımız Şey


Freud, 1914 tarihli Narsisizm Üzerine çalışmasında, kişinin sevgi nesnesini seçme biçimlerini iki temel yolla açıklar: Anaklitik Nesne Seçimi ve

Narsistik Nesne Seçimi.


Anaklitik nesne seçiminde kişi, kendisine bakım veren, onu besleyen ve koruyan kişilerin özelliklerini taşıyan birine yönelir. Partner, bilinçdışı düzeyde “kayıp ilk nesnenin” yerine geçer.


Narsistik nesne seçiminde ise kişi, kendisinin idealize edilmiş versiyonunu partnerinde arar. Aşık olunan kişi, bireyin kendi eksik parçası gibi algılanır.


Bu ayrım, partner seçiminde kendimizle ilgili arzularımızın da etkili olduğunu gösterir. Bazen karşımızdakinde hayran olduğumuz özellikler, kendimizde geliştirmek istediğimiz yönleri temsil eder. Bu durumda sevdiğimiz kişi, yalnızca dış dünyada karşılaştığımız ve kendi özellikleri nedeniyle değer verdiğimiz bir insan olmaktan çıkar; kendimizle ilgili ideallerimizin taşıyıcısı haline gelir.


"Bir elmanın iki yarısı" metaforu bu noktada anlam kazanır. Kişi partnerini, hayatına eşlik eden ayrı bir insan olarak değil; kendisinde eksik olduğunu düşündüğü özellikleri tamamlayan biri olarak görür.


Heinz Kohut: Kendilik Nesnesi ve Kendilik Değerinin Düzenlenmesi


Kohut'un Kendilik Psikolojisi kuramında kendiliğin bütünlüğü ve kişinin kendisini değerli hissedebilmesi önemli yer tutar. Bunun oluşması ve sürmesi, kişinin başkalarından aldığı empatik karşılıklara bağlıdır.


Anlaşılmak, görülmek, takdir edilmek ve duygularımızın bir başkası tarafından kapsanması, kendimizi değerli hissetmemize katkıda bulunur. Bu durum, romantik ilişkilerin doğasında vardır. Ancak bazı durumlarda partner desteği, kişinin kendi değerini düzenleyebilmesinin neredeyse tek kaynağı haline gelir. Öz değerin bütünüyle partnerin varlığına, onayına veya ilgisine bağımlı hale gelmesi sorunlara yol açar.


"Bir elmanın iki yarısı" düşüncesi, böyle bir ilişkide şu anlama gelir: "Sen yanımdayken kendimi bütün hissediyorum; sen olmadığında kendi bütünlüğümü de kaybediyorum."


Margaret Mahler: Simbiyotik Birlik ve "Bir Olma" Arzusu


Mahler’in Ayrışma-Bireyleşme Kuramı’na göre bebekliğin ilk aylarında (2–5. aylar) simbiyotik evre yaşanır. Bu evrede bebek, anneyi kendisinden ayrı bir birey olarak algılamaz; sınırlar belirsizdir ve anne-bebek tek bir bütün gibidir.


Aşık olma deneyimi, bu simbiyotik birliğin yetişkinlikte yeniden canlanması gibidir. Partnerle aradaki sınırlar esner; "sen" ve "ben" yerine "biz" öne çıkar. Ancak bazı ilişkilerde yakınlık, iki ayrı insanın birbirine yaklaşması biçiminde değil, aradaki tüm farklılıkların ortadan kalkması şeklinde yaşanır. Partnerlerin her zaman aynı şeyleri istemesi, aynı şekilde düşünmesi ve sürekli birlikte olması, ilişkinin tek güvenlik ölçütü sayılır.

Böyle bir durumda farklı düşünmek, ayrı zaman geçirmek veya bireysel ihtiyaçları dile getirmek bir farklılık veya zenginlik olarak değil, ilişkiden uzaklaşma ya da sevgiyi kaybetme işareti olarak algılanır. Kişi, sınırların belirsizleştiği anda güvende hissederken, ayrı bir kişi olduğunu hatırlatan durumlarda tıpkı bebeğin annesini göremediği zamanlarda olduğu gibi yoğun kaygı ve huzursuzluk yaşar.


"Bir elmanın iki yarısı" metaforunun sorunlu hale geldiği nokta burasıdır: İki insanın birbirini sevmesi için birbirine benzemesi, her şeyi paylaşması veya bireysel sınırlarını yok etmesi gerektiğine inanmak.


Oysa sağlıklı yakınlık, farklılıkların ortadan kaldırılmasını gerektirmez. İki insan birbirine sevgiyle bağlanırken ayrı birer birey olmaya devam edebilir. Kendi düşüncelerine, arkadaşlıklarına, ilgi alanlarına ve kişisel alanına sahip olmak, ilişkinin niteliğini zayıflatmaz; aksine onu besler.


John Bowlby: Bağlanma ve Güvenlik ve Ayrılık Kaygısı


"İnsan yavrusu, hayatta kalmak için bir güvenli üsse ihtiyaç duyar; bu ihtiyaç yetişkinlikte kaybolmaz, hedefi değişir." Bowlby, "Bağlanma ve Kayıp" (1969)


Bowlby'e göre; erken dönemde bakım verenle kurulan ilişki, zihinde bir ilişki şablonu oluşturur. Bu şablon, yetişkinlikte partner seçimini ve ilişki beklentilerini şekillendirir. Partnerimizin yanımızda olduğunu bilmek, zor zamanlarda ona ulaşabileceğimizden emin olmak ve duygusal destek almak kendimizi güvende hissettirir. Bu durum tek başına bir bağımlılık göstergesi değildir.


Ancak bazı kişiler için sıradan bazı durumlar tetiklenmeye yol açar. Partnerin mesaja geç cevap vermesi, yalnız kalmak istemesi veya farklı bir ihtiyaç dile getirmesi, ilişkinin biteceği şeklinde yorumlanır ve kişi güvende hissedebilmek için partnerine daha fazla tutunur.

Bu bağlamda "bir elmanın iki yarısı olmak" kişi için partnerin, "kayıp güvenli üs” yerine geçmesi demektir.


Buradaki mesele partnerimize ihtiyaç duymamız değil; güvenliğimizin ve duygusal dengemizin yalnızca onun varlığıyla mümkün olduğuna inanmamızdır. Bu noktada fantezi, ayrışma kaygısına karşı geliştirilmiş bir savunmaya dönüşür.


Neden "o" kişi?


Neden başka birini değil de “o” kişiyi seçeriz? Yazıdaki kuramcılardan hareketle o kişi, bilinçdışımızda;

Freud’a göre bir zamanlar bizi besleyen, koruyan, kollayan ilk nesnenin yerine geçer veya kendimizde aradığımız idealize edilmiş parçamızın taşıyıcısı olur. Kohut’a göre kendilik değerimizi destekleyen, bizi aynalayan kendilik nesnesidir; onun bakışında kendimizi daha değerli ve bütün görürüz. Mahler’e göre, bir zamanlar annemizle yaşadığımız simbiyotik birliğin yeniden canlanmasıdır; onunla sınırlar ortadan kalkar, iki ayrı insan tek bir bütün haline gelir. Bowlby’e göre ise hayatın zorluklarına karşı sığınabileceğimiz güvenli üssü temsil eder.


Bütün bu yaklaşımların ortak noktası şudur: Partner, geçmişteki bir eksiğin veya kaybın yerine geçer. "Elmanın iki yarısı" fantezisi de bu eksikliği kapatma ve bütünleşme arzusudur.


Bazen partnerimizde kendimizde bulunmasını istediğimiz özellikleri arar, bazen onun sevgisiyle kendimizi daha değerli hisseder, bazen de ayrılığa tahammül etmekte zorlanır ve yakınlığın devam etmesini güvenliğimiz için vazgeçilmez görürüz.


Ancak bir insanın hayatımıza kattığı değer ile kendi eksikliğimizi bütünüyle onunla tamamlamaya çalışmak arasında önemli bir ayrım vardır: İlki karşılıklığa dayalı gerçek bir ilişki kurmaktır; ikincisi ise partneri kendi bütünlüğünü inşa etmenin bir aracı haline getirmektir. Oysa kendimizdeki eksiği ötekinde aramak çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanacak bir durumdur. Çünkü Fransız psikanalist Lacan’ın da belirttiği gibi:

"Kişideki eksik, ötekinde saklı değildir. Aşkın bütün sorunu budur."


advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191