Aşk Sandığımız Tanıdıklık

Uzman Psikolog, Aile Danışmanı
Elif Yağmur Ulusoy
24 Ağustos 2026

Bazen insanları bizim için iyi oldukları için seçmeyiz.
Onları seçeriz çünkü içimizde bir yerde bize tanıdık gelirler.
Çocuklukta sevgi belirsizlikle iç içeyse — sevilip sevilmediğini, yeterli olup olmadığını ya da o sevginin yarın da orada olup olmayacağını sorgulamak zorunda kaldıysan — sinir sistemin sevgi ile güvenliğin her zaman aynı şey olmadığını öğrenmiş olabilir.
Belki sevgi beklemekti.
Biraz daha fazla çabalamaktı.
Birinin sessizliğini anlamaya çalışmaktı.
Sevgiyi hak etmeye çalışmaktı.
Bir an görülüp, bir sonraki an görünmez olmaktı.
Ve yıllar sonra, bunun farkında bile olmadan, kendimizi aynı duygusal dünyayı yeniden canlandıran insanlara çekilirken bulabiliriz.
Acı çekmek istediğimiz için değil; zihnimiz çoğu zaman sağlıklı olanı tanımadan önce tanıdık olanı tanır.
Bu yüzden “kimya” dediğimiz şey bazen çok daha eski bir duygunun yankısını taşıyabilir.
Bizi isteyip istemediğini sorgulatan biriyle karşılaşırız ve bir anda her şey yoğunlaşır. Onu anlamak, ona ulaşmak, onun tarafından seçilmek isteriz. Bugünkü ilişkinin altında, çok daha eski bir hikâye sessizce kendini tekrar etmeye başlar:
Belki bu kez yeterli olacağım.
Belki bu kez uzaklaşan kişi kalacak.
Belki bu kez peşinden koşmak zorunda kaldığım sevgiyi sonunda alacağım.
Bu yüzden aynı örüntüler yalnızca romantik ilişkilerimizde değil, arkadaşlıklarımızda da karşımıza çıkabilir. Farklı yüzler, farklı hikâyeler; ama garip bir şekilde aynı tanıdık duygular: görülmemek, seçilmemek, değer görmemek ya da sürekli kendi değerimizi kanıtlamaya çalışmak.
Ve çoğu zaman iki insan yalnızca bugünkü halleriyle karşılaşmaz. Geçmişleri de karşılaşır. Birinin terk edilme korkusu, diğerinin yakınlık korkusuyla buluşabilir. Biri korktuğunda peşinden gitmeyi, diğeri ise uzaklaşmayı öğrenmiştir. Daha ikisi de ne olduğunu tam olarak anlayamadan, yaraları birbirini tanır.
Belki de bazı bağların açıklanamayacak kadar güçlü ve çekici gelmesinin nedeni budur.
Bazen kader gibi hissettiren şey, aslında sadece tanıdıklıktır.
Ve iyileşme, yalnızca “Neden hep böyle insanlarla karşılaşıyorum?” diye sormayı bırakıp şu soruyu sormaya başladığımızda başlar:
“Bu insanın bana hissettirdiklerinde bana bu kadar tanıdık gelen şey ne?”

