Ergenlik döneminde ebeveyn olmak.

Ergenlik Döneminde Ebeveyn Olmak: Kontrol Etmek Değil, Rehberlik Etmek
Bir evlat yalnızca büyütülmesi, okutulması ve hayata hazırlanması gereken bir çocuk değildir. O; anne babaya emanet edilmiş, kendine özgü mizacı, duyguları, kabiliyetleri, zaafları, hayalleri ve kendine ait bir hayat yolculuğu olan bir bireydir. Bu emanete sahip çıkmak da yalnızca onun başarılı olması için çabalamak anlamına gelmez. Asıl mesele; çocuğun ailesinin yanında kendisini güvende, değerli, anlaşılmış ve sevilen biri olarak hissedebilmesidir. Özellikle ergenlik döneminde ebeveynlik, çocuğun hayatını sürekli yönetmeye çalışmaktan çok, ona doğru biçimde eşlik edebilme sanatına dönüşür.
Ergenlik: Aileden Uzaklaşmak Değil, Kendini Bulmak
Ergenlik dönemi anne babalar için zaman zaman yorucu, hatta kafa karıştırıcı olabilir. Düne kadar birçok konuda ailesine danışan çocuk, artık kendi kararlarını vermek isteyebilir. Odasında daha fazla vakit geçirebilir, telefonuyla ilgilenebilir, arkadaşlarıyla birlikte olmayı tercih edebilir. Söylenenlere itiraz edebilir, kendi düşüncelerini daha güçlü biçimde savunabilir.
Bütün bunlar her zaman aileden uzaklaşmak anlamına gelmez. Çoğu zaman genç insanın yaptığı şey, “Ben kimim, ne istiyorum ve nasıl biri olacağım?” sorularına cevap aramaktır. Ergen bir yandan ailesinin sevgisine, desteğine ve güvenli sınırlarına ihtiyaç duymaya devam ederken diğer yandan kendi alanını, tercihlerini ve bağımsızlığını keşfetmek ister. Bu nedenle oyun oynamak, telefonla ilgilenmek, arkadaşlarıyla zaman geçirmek ya da zaman zaman ders dışında başka şeylere yönelmek istemesi tek başına bir problem olarak görülmemelidir. Burada asıl önemli olan, hayatındaki dengeyi zamanla kurabilmesine yardımcı olmaktır.
Çocuğunuz Karnesinden Daha Büyük Bir İnsandır
Anne babaların çocuklarının başarılı olmasını istemesi son derece anlaşılırdır. İyi bir eğitim almasını, gelecekte kendi ayakları üzerinde durabilmesini, sahip olduğu imkânları iyi değerlendirmesini isteriz. Bu nedenle zaman zaman kaygılanır, hatırlatır, yönlendirir ve hatta baskının dozunu fark etmeden artırabiliriz. Fakat burada önemli bir sınır vardır: Akademik başarı önemlidir; ancak bir insanın değeri akademik başarısıyla ölçülemez.
Çocuğunuz yalnızca aldığı notlardan, sınav sonuçlarından ya da okul derecelerinden ibaret değildir. O; çabalarıyla, hatalarıyla, duygularıyla, merakıyla, niyetleriyle, hayalleriyle, karakteriyle ve insanî yönleriyle bir bütündür. Bir çocuk, ailesinin gözünde ancak başarılı olduğunda değerli olduğunu hissederse zamanla başarısızlıktan değil, sevgiyi kaybetmekten korkmaya başlayabilir. Oysa çocuğun hissetmesi gereken temel duygu şudur: “Başarılı olsam da zorlanırsam da ailemin gözünde değerliyim.”
Bu yaklaşım sorumsuzluğu teşvik etmek değildir. Tam tersine, kendisini güvende hisseden çocuk hatalarıyla daha sağlıklı yüzleşebilir, eksiklerini daha açık görebilir ve sorumluluk almaya daha istekli olabilir.
“Kaç Aldın?”dan Önce Sorabileceğimiz Başka Sorular Var
Başarıyı konuşurken yalnızca sonuca değil, sürece de bakmak gerekir. Bir sınavdan sonra ilk sorumuz her zaman “Kaç aldın?” olmak zorunda değildir. Bazen “Elinden geleni yaptığını düşünüyor musun?”, “Nerede zorlandın?”, “Bir dahaki sefere neyi farklı yapabilirsin?”, “Bu deneyim sana ne öğretti?” ya da “Planında değiştirmek istediğin bir şey var mı?” gibi sorular çok daha öğretici olabilir.
Bu tür sorular çocuğu savunmaya geçirmeden düşünmeye davet eder. Çünkü esas kazanım yalnızca yüksek not almak değildir. Kişinin kendi davranışlarını değerlendirebilmesi, eksiklerini fark edebilmesi, gerektiğinde planını değiştirebilmesi ve başarısızlıktan sonra yeniden deneyebilmesi de en az sonuç kadar değerlidir. Hayat boyunca çocuğun yanında anne babası olmayacaktır; ancak geliştirdiği öz farkındalık, öz denetim ve sorumluluk bilinci onunla birlikte kalacaktır.
Sürekli Kontrol Yerine Öz Denetim
Ergenlik dönemindeki en önemli ebeveynlik hedeflerinden biri, çocuğun yalnızca dışarıdan kontrol edilen bir birey olmaktan çıkıp kendi davranışlarını yönetebilen bir insan hâline gelmesine yardımcı olmaktır. Çünkü anne baba her zaman yanında olmayacaktır. Bir gün üniversitede, iş hayatında, başka bir şehirde ya da kendi kurduğu hayatın içinde kararlarını kendisi vermek zorunda kalacaktır.
İşte o zaman onu ayakta tutacak olan sürekli denetim değil; vicdanı, değerleri, öz farkındalığı, sorumluluk bilinci ve doğruyla yanlışı ayırt edebilme becerisi olacaktır. Bu nedenle yalnızca “Bunu yapma” demek yerine “Bunun doğru olup olmadığını neye göre değerlendiriyorsun?”, “Bu kararın sana ve başkalarına nasıl bir etkisi olur?”, “Sence burada doğru olan davranış nedir?” ve “Bu kararının sonucunu üstlenebilir misin?” gibi sorular sormak daha kalıcı olabilir.
Çocuklara yalnızca doğru cevapları vermek değil, doğru sorular sormayı ve kendi cevaplarını aramayı öğretmek de ebeveynliğin önemli bir parçasıdır.
Sınırlar Olmalı; Ama İlişkiyi Ezmemeli
Ergenlik döneminde bağımsızlık ihtiyacının artması, sınırların tamamen ortadan kaldırılması gerektiği anlamına gelmez. Ders çalışma düzeni, telefon kullanımı, oyun zamanı, uyku saatleri, arkadaş ilişkileri ve aile içindeki sorumluluklar konusunda elbette bazı sınırlar olacaktır. Ancak bu sınırların açık, makul, yaşa uygun ve tutarlı olması önemlidir.
Mümkün olan konularda çocuğun düşüncesini almak da değerlidir. Örneğin telefon kullanımına ilişkin bir düzenleme yapılacaksa yalnızca kural koymak yerine “Sen bu konuda nasıl bir düzenin doğru olacağını düşünüyorsun?” diye sormak mümkündür. Çocuğun her istediğini kabul etmek gerekmez; istişare, otoriteden vazgeçmek değildir. Fakat onun fikrini dinlemek önemli bir mesaj verir: “Sen bu ailenin sözü ve düşüncesi önemsenen bir üyesisin.”
Aile içinde istişare kültürü oluştuğunda çocuk yalnızca kurallara uymayı değil; fikir söylemeyi, dinlemeyi, gerekçe sunmayı, uzlaşmayı ve sorumluluk almayı da öğrenir.
Maneviyat Nasihatten Önce Yaşanan Bir Hâldir
Çocukların manevî ve ahlaki gelişimi söz konusu olduğunda anne babalar çoğu zaman doğru şeyleri anlatmaya büyük önem verirler. Elbette güzel söz, nasihat ve rehberlik değerlidir. Fakat çocuklar çoğu zaman anne babalarının söylediklerinden önce nasıl yaşadıklarına bakarlar.
Çocuğumuza sabrı anlatırken öfkemizi nasıl yönettiğimiz, adaletten söz ederken evin içinde nasıl davrandığımız, merhameti öğütlerken hata yaptığında ona nasıl yaklaştığımız, saygıyı anlatırken eşimize ve başka insanlara nasıl hitap ettiğimiz, şükürden söz ederken hayatın nimetlerine nasıl baktığımız; söylediğimiz pek çok sözden daha güçlü bir eğitim olabilir.
Çünkü maneviyat yalnızca anlatılan bilgilerden değil, yaşanan ilişkilerden de öğrenilir. Bir çocuk iyiliği, merhameti, adaleti, sabrı ve sorumluluğu önce kendi evinde görür. Bu nedenle bazen çocuğumuza verebileceğimiz en güçlü manevî eğitim, onun yanında nasıl bir insan olduğumuzdur.
Evin Bütün Gündemi Ders ve Telefon Olmamalı
Bazı ailelerde ergen çocukla yapılan konuşmalar farkında olmadan birkaç konu etrafında dönmeye başlayabilir: “Dersini çalıştın mı?”, “Telefonu bırak”, “Ödevini yaptın mı?”, “Kaç aldın?”, “Daha çok çalışman gerekiyor.” Bir süre sonra çocuk, anne babasının kendisiyle değil yalnızca performansıyla ilgilendiğini düşünebilir.
Bu nedenle bazen çocuğumuzun yanında hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan durabilmeliyiz. Onun sevdiği bir müziği merak etmek, oynadığı oyunu sormak, arkadaşlarını dinlemek, birlikte yürümek, yemek hazırlamak, küçük bir yolculuğa çıkmak, geçmişten bir hatıra paylaşmak ya da herhangi bir öğüt vermeden sadece anlattıklarını dinlemek küçük şeyler gibi görünebilir. Fakat çocuğun zihninde çok önemli bir duygu oluşturur: “Annem ve babam yalnızca davranışlarımla, notlarımla veya hatalarımla değil, benimle ilgileniyor.”
Bu duygu, ergenlik döneminde aile bağını koruyan en güçlü unsurlardan biridir.
Çocuğunuzun Sizden Duymaya İhtiyacı Olan Cümle
Her çocuk farklıdır. Her ailenin şartları, sınırları ve yaşadığı zorluklar da birbirinden farklıdır. Ancak ergenlik çağındaki pek çok çocuğun anne babasından duymaya —ve daha da önemlisi hissetmeye— ihtiyaç duyduğu ortak bir mesaj vardır:
“Başarılı olduğunda da zorlandığında da, hata yaptığında da bizim için değerlisin. Biz senin yanındayız. Sana güveniyoruz ve kendi sorumluluğunu geliştirebileceğine inanıyoruz.”
Bu cümle çocuğa sınırsız özgürlük vermek ya da yanlışlarını görmezden gelmek anlamına gelmez. Aksine şu mesajı verir: “Davranışlarını konuşabiliriz, hatalarını eleştirebiliriz, bazı tercihlerini doğru bulmayabiliriz; ama sevgimizi ve senin insan olarak değerini bunlara bağlamıyoruz.”
Belki de ergenlik döneminde korunması gereken en temel denge budur: Davranışa sınır koyarken ilişkiyi koruyabilmek.
Ebeveynlik, Çocuğun Yolunu Çizmekten Çok Ona Yolda Eşlik Etmektir
Ergenlik döneminde anne babaların zaman zaman kendilerine şu soruyu sormaları faydalı olabilir: “Ben nasıl bir insan yetişmesine katkı sunmak istiyorum?” Sadece yüksek not alan bir çocuk mu; yoksa sorumluluk alabilen, hata yaptığında yeniden başlayabilen, vicdan sahibi, merhametli, kendisini tanıyan, sınır koyabilen, doğruyla yanlışı ayırt edebilen ve değerlerine yaslanabilen bir insan mı?
Çocuğumuzun hayatındaki bütün yolları önceden çizmemiz mümkün değildir. Zaten ebeveynliğin görevi de onun adına bütün kararları vermek değildir. Asıl görev; karar verebilecek, kararlarının sonucunu taşıyabilecek ve gerektiğinde hatasından dönebilecek bir insan hâline gelmesine yardımcı olmaktır.
Bu nedenle ergenlik döneminde temel hedef; yüksek kontrol değil güvenli rehberlik, sürekli denetim değil öz denetim, yalnızca sonuç değil çaba ve gelişim, baskı değil sorumluluk bilinci, tek taraflı kararlar değil iletişim ve istişare, yalnızca nasihat değil güzel örneklik olmalıdır.
Çünkü günün sonunda çocuğumuzun hayatını onun yerine yaşayamayız. Onu bütün hatalardan, hayal kırıklıklarından ve zorluklardan da koruyamayız. Fakat ona; zorlandığında dönebileceği güvenli bir aile, düştüğünde yeniden kalkabileceğine dair bir inanç, doğruyu ararken yaslanabileceği değerler ve nereye giderse gitsin içinde taşıyacağı güçlü bir aidiyet duygusu kazandırabiliriz.
Belki de ergenlik döneminde iyi ebeveynliğin özü tam olarak burada saklıdır: Çocuğun yolunu onun adına yürümek değil; kendi yolunu yürüyebilecek gücü kazanırken yanında olabilmek.
Sağlıcakla kalın…
Uzman Sosyolog Aile Danışmanı; ilhami ÖZBEY


