AİLE VE ÇİFT DANIŞMANI MANEVİ DANIŞMAN

sevim-bozkurt


BİR YUVAYI AYAKTA TUTAN SADECE SEVGİ DEĞİLDİR…

Bazen bir evin içinde iki insan yaşar ama birbirlerine ulaşamazlar.

Aynı sofraya otururlar, aynı yatağa girerler, aynı çocukların anne-babasıdırlar…

Ama aralarında görünmeyen bir duvar yükselmiştir.

Kimse o duvarı bir günde örmemiştir.

Biriktirilmiş kırgınlıklar, söylenememiş cümleler, ertelenmiş özürler, duyulmamış ihtiyaçlar, “nasıl olsa anlar” diye susmalar örmüştür o duvarı.

Ve çoğu zaman evlilikler sevgisizlikten değil, sevginin nasıl gösterileceğinin unutulmasından yorulur.

Çünkü insan yalnızca sevilmek istemez.

Anlaşılmak ister.

Görülmek ister.

Önemsenmek ister.

Yanında olduğu insanın kalbinde hâlâ bir yeri olduğunu hissetmek ister.

Bir kadın bazen “Beni hiç sevmiyorsun.” der.

Belki söylemek istediği aslında şudur:

“Beni eskisi gibi merak etmiyorsun.”

Bir adam “Ne yapsam yaranamıyorum.” der.

Belki içinden geçen şudur:

“Bunca çabamın fark edilmesini istiyorum.”

Bir çocuk odasına kapanır.

Belki kapıyı çarparak aslında:

“Beni de görün.” diyordur.

İşte aile dediğimiz şey tam burada başlar.

Sadece aynı evde yaşamak değil…

Birbirinin kalbine misafir olabilmek.

Çift olmak; her konuda aynı düşünmek değildir.

Hiç tartışmamak da değildir.

Çift olmak bazen tartışmanın ortasında bile birbirinin insanlığını unutmamaktır.

“Sen zaten böylesin.”

demek yerine,

“Bu davranışın beni çok incitti.”

diyebilmektir.

Çünkü bir insanı suçladığınızda savunmaya geçer;

ama kalbinizi açtığınızda bazen onun kalbine de bir kapı açarsınız.

Evlilikte bazen kazanmaya çalışırken eşimizi kaybetmeye başlarız.

Haklı çıkarsınız…

Ama karşınızdaki insan susar.

Tartışmayı kazanırsınız…

Ama gece aynı yatakta iki yabancı gibi dönersiniz.

Oysa bazı tartışmaların kazananı yoktur.

Çünkü evlilik bir mahkeme salonu değildir.

Eşiniz sizin rakibiniz değil, hayat arkadaşınızdır.

Ve bazen haklı olmaktan daha kıymetli bir şey vardır:

Yuvayı korumak.

Ama yuvayı korumak da her şeye katlanmak değildir.

Kırılmayı normalleştirmek değildir.

Saygısızlığı, ihaneti, şiddeti veya sürekli değersizleştirilmeyi “sabır” adı altında taşımak hiç değildir.

Maneviyat bize sadece sabretmeyi değil;

adaleti, merhameti, emaneti, güzel sözü ve kul hakkını da öğretir.

Çünkü insanın eşine nasıl davrandığı, yalnızca bir ilişki meselesi değildir.

Bir karakter meselesidir.

Bir vicdan meselesidir.

Bir emanet meselesidir.

Bazen insan dışarıya karşı çok naziktir de evinin kapısından girince bütün öfkesini en sevdiklerine bırakır.

Oysa en güzel hâlimizi yabancılara saklayıp, en yorgun ve en kırıcı hâlimizi ailemize vermek büyük bir çelişkidir.

Evimiz, ruhumuzun en çok dinlenmesi gereken yer olmalı; en çok yaralandığı yer değil.

Bir eşin omzuna baş koyduğunuzda yalnızca bir bedene değil, bir hayata dokunursunuz.

Onun geçmişine, yaralarına, korkularına, umutlarına, çocukluğuna…

Bu yüzden evlilik yalnızca “seni seviyorum” demek değildir.

Bazen:

“Bugün nasılsın?”

diye sormaktır.

Bazen telefonunuzu bırakıp gözlerinin içine bakmaktır.

Bazen çocukların yanında eşinize güzel bir söz söylemektir.

Bazen yıllardır yapılmayan küçük bir iyiliği yeniden yapmaktır.

Bazen de hiçbir şey söylemeden sarılmaktır.

Çünkü bazı yaraların ilacı uzun konuşmalar değil,

güven veren bir sarılmadır.

Ve çocuklar…

Onlar evde söylenen her kelimeyi anlamasalar bile, evin duygusunu hissederler.

Anne babasının birbirine nasıl baktığını öğrenirler.

Özür dilemeyi…

Teşekkür etmeyi…

Sevgi göstermeyi…

Öfkeyi nasıl taşıdığımızı…

Bir anlaşmazlığın nasıl çözüldüğünü…

Çocuğa bırakacağımız en büyük miras bazen bir ev, bir araba veya birikim değildir.

Sevginin nasıl yaşandığını gösteren bir aile hafızasıdır.

Çocuğun zihninde yıllar sonra bile kalacak olan şey belki de annesinin babasına söylediği bir cümledir:

“Gel, bunu birlikte çözelim.”

Belki babasının annesine baktığı o küçücük andır.

Belki de zor bir gecede birbirlerine rağmen değil, birbirlerinin yanında durmalarıdır.

İşte aile danışmanlığı bazen tam olarak burada anlam kazanır.

Mesele yalnızca “kim haklı?” değildir.

Mesele:

“Biz birbirimizi nerede kaybettik?”

sorusunu cesaretle sorabilmektir.

Çift danışmanlığı bazen bitmek üzere olan bir ilişkinin yeniden nefes almasına yardımcı olur.

Bazen de yıllardır aynı evde yaşayan iki insanın ilk kez gerçekten birbirini duymasını sağlar.

Manevi danışmanlık ise insanın dışarıdaki ilişkilerini düzeltmeye çalışırken içeride kendi kalbiyle de yüzleşmesine alan açar.

Çünkü bazen eşimize kızarken kendi yaralarımız konuşur.

Bazen eşimizden beklediğimiz sevgi, çocukluğumuzdan kalan bir boşluğa dokunur.

Bazen de karşımızdaki insandan istediğimiz şeyi kendimiz ona vermeyi unutmuşuzdur.

Ve insanın dönüşümü çoğu zaman büyük cümlelerle başlamaz.

Bir özürle başlar.

Bir teşekkürle…

Bir dua ile…

Bir “Seni anlıyorum.” ile…

Bir “Haklı olmak istemiyorum, seni kaybetmek istemiyorum.” ile…

Belki de bir akşam sofrada telefonları bir kenara bırakıp birbirinin yüzüne bakmakla…

Çünkü bazen bir aileyi kurtaran şey büyük mucizeler değildir.

Küçük ama samimi değişimlerdir.

Unutmayın;

Bir eşin kalbine yıllarca biriken kırgınlık, bir gecede silinmez.

Ama bir kalp de yıllarca ihmal edilmiş olsa bile, doğru bir dokunuşla yeniden umut etmeye başlayabilir.

Çünkü sevgi yalnızca bir duygu değildir.

Sevgi bir seçimdir.

Bir emektir.

Bir sorumluluktur.

Bir emanettir.

Ve belki de evlilik bize en çok şunu öğretir:

Hayatın bütün fırtınalarını durduramayız.

Ama aynı çatı altında birbirimize sığınak olabiliriz.

Dışarıda dünya ne kadar sert olursa olsun, eve geldiğimizde bir insanın:

“Ben buradayım.”

demesi bazen bütün yorgunluğa yeter.

Öyleyse bugün kendinize bir soru sorun:

Eşime en son ne zaman gerçekten baktım?

Sadece yüzüne değil…

Kalbine.

Yorgunluğuna.

Sessizliğine.

Çabasına.

Korkularına.

Ve kendinize de sorun:

Ben bu evin içinde sevgiye mi, yoksa sadece haklı olmaya mı hizmet ediyorum?

Çünkü bazı yuvalar bir anda yıkılmaz.

Önce sessizlik çöker.

Sonra mesafe…

Sonra alışkanlık…

Sonra iki insan birbirinin yanında yalnızlaşır.

Ama bazı yuvalar da bir anda iyileşmez.

Önce bir kişi değişir.

Sonra bir cümle değişir.

Sonra bir bakış…

Sonra bir davranış…

Ve bir gün iki insan yeniden birbirinin elini tutar.

Belki her şey eskisi gibi olmaz.

Ama daha bilinçli, daha merhametli, daha gerçek bir bağ kurulabilir.

Çünkü mesele geçmişi silmek değildir.

Geçmişin bizi yönetmesine izin vermemektir.

Ve bazen insanın yeniden başlaması için gereken tek şey şudur:

Biraz cesaret…

Biraz tevazu…

Biraz emek…

Biraz dua…

Ve birbirine yeniden uzanan iki el.

Çünkü yuva, duvarlardan değil; birbirinin kalbine açılan kapılardan oluşur.

Ve o kapı tamamen kapanmadıysa…

Hâlâ umut vardır.

AİLE DANIŞMANI ..* Sevim BOZKURT.*

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191