Evlenirken Aslında...

Aile ve Çift Danışmanı
Şükran Kuzubaşlı
21 Eylül 2026

Evlenirken Aslında… İki Farklı Ailenin “Normal”i Aynı Evde Buluştuğunda
Evlilik hazırlıkları yapılırken çoğu çift düğünü, evi, eşyaları, bütçeyi ve birlikte kurulacak hayatı düşünür.
Ama gözden kaçan çok önemli bir şey vardır:
Evliliğe yalnızca iki insan değil, iki farklı aile hikâyesi de gelir.
Her insan çocukluğundan itibaren ailesinden ilişkilere dair pek çok şey öğrenir. Sevginin nasıl gösterildiği, tartışmaların nasıl yaşandığı, para harcama biçimi, aile büyükleriyle kurulan mesafe, misafirlik anlayışı, sorumluluk paylaşımı, fedakârlık, sınırlar…
Bunların önemli bir kısmını biz “öğrenilmiş bir davranış” olarak değil, hayatın doğal düzeni olarak algılarız.
Yani çoğu zaman kendi ailemizde gördüğümüz şeyi “normal” kabul ederiz.
Ta ki başka birinin normaliyle karşılaşana kadar…
“Benim normalim” senin normalin olmayabilir
Bir kadın için ailesiyle her gün konuşmak sevginin göstergesi olabilir.
Erkek için ise bu kadar sık görüşmek gereksiz bir yakınlık gibi gelebilir.
Birinin ailesinde para biriktirmek önemli bir güven kaynağıdır.
Diğerinin ailesinde ise para, hayatı kolaylaştırmak ve ihtiyaç olduğunda kullanmak içindir.
Bir ailede sorunlar konuşularak çözülürken, başka bir ailede sessizlik tercih edilmiş olabilir.
Bir evde çocukların kararlarına çok fazla söz hakkı verilirken, diğerinde ebeveynlerin sözü daha belirleyicidir.
Bir taraf için aile büyüklerinin her karara dahil olması “ilgi” iken, diğer taraf için “müdahale” olabilir.
Ve çiftler evlendikten sonra bütün bu farklılıklar aynı evin içinde buluşmaya başlar.
İşte çatışmaların önemli bir bölümü burada ortaya çıkar.
Evlilikle birlikte “benim ailem – senin ailen” meselesi
Sevgililik döneminde bazı farklılıklar çok görünür olmayabilir.
Çünkü henüz ortak bir hayatın bütün sorumlulukları paylaşılmıyordur.
Ancak evlilikle birlikte sorular çoğalır:
Bayramı nerede geçireceğiz?
Ailelerimizle ne kadar görüşeceğiz?
Ailelerimize ne kadar maddi destek vereceğiz?
Evimize ne kadar müdahale edilebilecek?
Özel meselelerimizi ailelerimizle paylaşacak mıyız?
Çocuğumuz olduğunda hangi değerleri benimseyeceğiz?
Evde sorumlulukları nasıl paylaşacağız?
Bunların her biri aslında yalnızca bugünün meselesi değildir.
Çoğu zaman geçmişten gelen bir anlayışın bugünkü evlilikte yeniden ortaya çıkmasıdır.
Bu nedenle çiftler bazen “Bu kadar küçük bir mesele nasıl bu kadar büyük bir tartışmaya dönüştü?” diye şaşırabilir.
Çünkü tartışılan yalnızca bugünkü konu değildir.
Bugünkü konu, geçmişten taşınan anlamlarla birlikte tartışılmaktadır.
“Bizim ailede böyle yapılmazdı…”
Evliliklerde sık duyulan cümlelerden biridir:
“Bizim ailede böyle yapılmazdı.”
Bu cümlenin arkasında bazen şu mesaj vardır:
“Benim bildiğim doğru olan bu.”
Diğer eş de kendi ailesinden öğrendiği biçimi savunabilir:
“Bizde de yıllardır böyle yapılıyor.”
Böylece iki insan bir problemi çözmeye çalışmak yerine, kendi ailelerinin düzenini savunmaya başlayabilir.
Oysa burada sorulması gereken soru belki de:
“Hangimizin ailesi doğru?” değildir.
Daha anlamlı soru şudur:
“Biz kendi evliliğimizde nasıl yaşamak istiyoruz?”
Ailemizden ne getirdik?
Evliliğin ilk yılları biraz da bu sorunun cevabını bulma dönemidir.
Kendimize şu soruları sormak çok kıymetlidir:
- Ben ailemden ilişkilere dair neler öğrendim?
- Sevgi bizim evimizde nasıl gösterilirdi?
- Kızgınlık nasıl ifade edilirdi?
- Özür dilemek var mıydı?
- Para konusunda hangi anlayış hakimdi?
- Aile büyükleriyle sınırlar nasıldı?
- Eşlerin birbirine karşı sorumlulukları nasıl görülürdü?
- Sorunlar konuşulur muydu, yoksa üstü mü örtülürdü?
- Fedakârlık nerede başlar, nerede biterdi?
- Çocukların yanında anne-baba ilişkisi nasıldı?
Bu soruların cevapları, kişinin bugünkü ilişkisinde neden bazı davranışlara daha hassas olduğunu anlamasına yardımcı olabilir.
Her aileden geleni değiştirmek gerekmiyor
Burada önemli bir ayrım var.
Aileden gelen her şey sorun değildir.
Aksine insan ailesinden çok değerli miraslar da taşır.
Sevgi, dayanışma, sorumluluk, sadakat, çalışkanlık, paylaşma, merhamet…
Mesele aileden gelenleri reddetmek değildir.
Mesele onları fark ederek seçebilmektir.
“Ben böyle gördüm, o halde böyle olmak zorunda” demek yerine:
“Ben böyle gördüm. Peki bu bizim evliliğimiz için de iyi mi?”
diye sorabilmek…
İşte bu, evlilikte önemli bir olgunlaşma adımıdır.
İki kişiden “biz”e
Belki de evliliğin en önemli görevlerinden biri budur:
İki farklı aileden gelen iki insanın, kendi aile kültürünü oluşturabilmesi.
Bu, ne kadının ailesinin ne de erkeğin ailesinin düzenini olduğu gibi sürdürmektir.
Yeni bir alan yaratmaktır.
Bizim evimizde nasıl olacak?
Biz hangi değerleri koruyacağız?
Hangi sınırları koyacağız?
Çocuklarımıza nasıl bir ilişki modeli göstermek istiyoruz?
Ailelerimizle ilişkimizi nasıl sürdüreceğiz?
Bu soruların cevapları zaman içinde oluşur.
Çünkü çekirdek aile, evlilik cüzdanıyla birlikte hazır olarak gelmez.
Birlikte inşa edilir.
Evliliğin ilk yıllarında çatışma her zaman kötü bir işaret değildir
Farklılıkların ortaya çıkması, tek başına evliliğin kötü gittiği anlamına gelmez.
Hatta bazı çatışmalar, çiftin birbirini ve kendi ailelerinden getirdiklerini daha iyi tanıması için bir fırsat olabilir.
Asıl önemli olan, farklılıkların nasıl ele alındığıdır.
Birbirini değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya çalışmak…
“Senin ailen böyle” diyerek suçlamak yerine,
“Sen bunu ailenden böyle öğrenmişsin. Ben ise farklı öğrendim.”
diyebilmek…
Ve sonunda:
“Peki biz nasıl yapmak istiyoruz?”
sorusunda buluşabilmek.
Belki de sağlıklı bir evliliğin önemli eşiklerinden biri tam olarak budur.
Çünkü evlenirken iki aileden gelirsiniz.
Ama evliliğin içinde, zamanla kendi ailenizi kurmayı öğrenirsiniz.
Kendi değerlerinizle, kendi sınırlarınızla, kendi kararlarınızla…
Ve belki de en güzel tarafı şudur:
Geçmişiniz size verilmiş olabilir; ama birlikte kuracağınız aile kültürünü yeniden seçebilirsiniz. 🌿
Eğitimci / Aile ve Çift Danışmanı
Şükran Kuzubaşlı

