Evliliği İyileştirmenin Sessiz Sanatı

sevim-bozkurt

Bir Evi Yeniden Yuvasına Dönüştürmek: Evliliği İyileştirmenin Sessiz Sanatı

Bir ev düşünün…

Yıllarca içinde kahkahaların yükseldiği, sofraların kurulduğu, hayallerin paylaşıldığı bir ev… Bir zamanlar kapısı heyecanla açılan, penceresinden umutların içeri süzüldüğü bir yuva. Sonra zaman geçiyor. Hayatın telaşı, bitmeyen sorumluluklar, ekonomik kaygılar, çocukların ihtiyaçları ve söylenmeden biriktirilen kırgınlıklar bu evin duvarlarında iz bırakmaya başlıyor.

Önce küçük bir çatlak oluşuyor. Ardından bir kapı gıcırdıyor. Pencereler eskisi kadar ışık almıyor. Evin içinde yaşayan iki insan, bir zamanlar birlikte kurdukları yuvanın artık neden kendilerine huzur vermediğini anlamakta zorlanıyor.

Oysa belki de sorun, evin bütünüyle yıkılmış olması değil; uzun zamandır birlikte bakım görmemiş olmasıdır.

Evlilik de böyledir. Bazen sevgisizlikten değil, sevginin ihtiyaç duyduğu özenin ihmal edilmesinden yorulur.

Peki, yorulan bir evlilik nasıl iyileşir?

Öncelikle, iki tarafın da eline birer ayna alması gerekir. Fakat bu aynayı eşinin kusurlarını göstermek için değil, kendi davranışlarını görebilmek için kullanması önemlidir. Çünkü bir evliliği onarmak, yalnızca diğerinin neyi yanlış yaptığını anlatmakla mümkün olmaz. İnsan bazen kendi sesinin ne kadar sertleştiğini, kendi sessizliğinin ne kadar uzaklaştırdığını, haklı çıkma çabasının nasıl bir yakınlık kaybına dönüştüğünü fark etmelidir.


Birinci adım: Suçlamayı bırakıp anlamaya çalışmak.

“Sen beni hiç anlamıyorsun.”

“Sen zaten hep böylesin.”

“Ne yapsam sana yetmiyor.”

Bu cümleler, çoğu zaman çözüm arayan iki insanın birbirine ördüğü duvarların tuğlalarıdır. Oysa suçlama yerine ihtiyaç dile getirildiğinde aynı konuşma bambaşka bir kapı açabilir:

“Böyle olduğunda kendimi yalnız hissediyorum. Bana biraz zaman ayırmana ihtiyacım var.”

İlkinde eşimizi savunmaya çağırırız; ikincisinde kendimizi anlamaya davet ederiz. İyileşme, her iki tarafın da kendisini anlatabildiği ve karşısındakini gerçekten dinleyebildiği yerde başlar.


İkinci adım: Güveni küçük davranışlarla yeniden inşa etmek.

Güven, büyük sözlerle değil, çoğu zaman küçük ve tutarlı davranışlarla büyür. Verilen sözü tutmak, zor bir konuşmadan kaçmamak, yapılan hatanın sorumluluğunu almak, eşinin duygusunu küçümsememek…

Bunlar bir evin çatısına yerleştirilen sağlam kiremitler gibidir. Her biri tek başına küçük görünür; fakat zamanla bir bütün oluşturur.

Güven zedelendiyse yalnızca “Bana inan.” demek yetmez. İnanılabilecek davranışları tekrar tekrar göstermek gerekir. Üstelik güvenin yeniden oluşması zaman alabilir. Yaralanan tarafın iyileşmek için zamana ihtiyacı vardır; diğer tarafın da bu süreci sabırla desteklemesi gerekir.


Üçüncü adım: Evliliğe ayrılan zamanı yeniden hatırlamak.

Bir evin yalnızca faturalarını ödeyerek, eşyalarını düzenleyerek yuva hâline gelmediği gibi bir evlilik de yalnızca sorumlulukları yerine getirerek canlı kalmaz.

Eşler bazen anne, baba, çalışan, evin geçimini sağlayan kişi ve sorun çözen insan rollerinin içinde kaybolurlar. Birbirlerine eş olduklarını, bir zamanlar birbirlerini merak ettiklerini, birlikte gülmekten hoşlandıklarını unuturlar.

Oysa bazen bir fincan çay eşliğinde yapılan sakin bir sohbet, günün sonunda söylenen içten bir teşekkür veya telefonsuz geçirilen yirmi dakika, aradaki mesafeyi azaltmaya yardımcı olabilir.

Burada önemli olan yapılan şeyin büyüklüğü değil, iki insanın birbirine gerçekten zaman ayırmasıdır.


Dördüncü adım: Her tartışmayı kazanılması gereken bir mücadele olmaktan çıkarmak.

Evlilik bir mahkeme salonu değildir. Eşlerden birinin haklı, diğerinin haksız ilan edilmesi her zaman ilişkiyi iyileştirmez. Bazen haklı çıkarken karşımızdaki insanı kaybeder, bir tartışmayı kazanırken aramızdaki yakınlığı yitiririz.

Bu nedenle tartışmanın ortasında durup şu soruyu sormak gerekir:

“Ben şu anda eşimi yenmeye mi çalışıyorum, yoksa yaşadığımız sorunu çözmeye mi?”

Öfke yükseldiğinde konuşmaya ara vermek, sakinleşmek için birbirine alan tanımak ve belirlenen zamanda konuşmaya geri dönmek bir kaçış değil, ilişkinin zarar görmesini önleyen bir beceridir. Elbette bu beceri, sorunları sürekli ertelemek veya incitici davranışları görmezden gelmek anlamına gelmez.


Beşinci adım: Aynı evin içinde iki ayrı insan olduğunuzu unutmamak.

Bir evin bütün odalarının aynı renkte olması gerekmez. Her odanın kendine özgü bir ışığı, işlevi ve düzeni vardır. Evlilikte de iki insanın farklı düşünceleri, ihtiyaçları, ailelerinden getirdikleri alışkanlıkları ve hayata bakışları olabilir.

Birbirini sevmek, her konuda aynı düşünmek değildir. Sağlıklı bir birliktelik, farklılıkların ortadan kaldırıldığı değil, saygı sınırları içinde konuşulabildiği bir ilişkidir.

Eşini değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya yönelmek, kendi sınırlarını korurken onun sınırlarına da saygı göstermek ilişkinin nefes almasını sağlar.

Ve bütün bunların ortasında unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Evliliği iyileştirmek, yaşanan her şeyi unutmak veya ne pahasına olursa olsun aynı çatı altında kalmak değildir. Şiddetin, tehdidin, aşağılamanın ya da sürekli sınır ihlalinin bulunduğu ilişkilerde güvenlik ve profesyonel destek önceliklidir. Bir yuvayı onarmak, içindeki insanların incinmeye devam etmesini kabul etmek demek değildir.

Bazen evin onarılması için iki kişinin de sorumluluk alması gerekir. Bazen önce bireysel yaraların ele alınması, bazen de çift danışmanlığıyla yıllardır tekrarlanan ilişki döngülerinin anlaşılması gerekir.

Çünkü her evin ihtiyacı aynı değildir. Kimi evin çatısı onarılmalıdır, kimi evin pencereleri açılmalı, kimi evde ise önce herkesin kendisini güvende hissedebileceği bir alan oluşturulmalıdır.

Sevgili okur…

Belki sen de bir zamanlar büyük umutlarla kurduğun yuvanda bugün kendini yalnız hissediyorsun. Belki eşinle aynı sofraya oturuyor ama birbirinize anlatacak bir şey bulamıyorsunuz. Belki de birbirinizi hâlâ seviyor, fakat birbirinize nasıl ulaşacağınızı bilmiyorsunuz.

Öyleyse kendinize şu soruyu sorun:

“Biz bu evliliği gerçekten kaybettik mi, yoksa onu ayakta tutan küçük şeyleri yapmayı mı unuttuk?”

Cevabınız ne olursa olsun, kendinize dürüstçe bakmaktan korkmayın. Çünkü değişim, sorunu inkâr etmekle değil, onu görebilmekle başlar.

Bir evin yeniden yuva olması için her şeyin ilk günkü gibi olması gerekmez. Bazen eski duvarlarda yeni pencereler açmak, bazen kırılan bir kapıyı onarmak, bazen de yıllardır kapalı kalan bir odaya birlikte girmek gerekir.


Evliliği iyileştirmek, geçmişteki iki insanı yeniden yaratmak değil; bugünkü iki insanın birbirini yeniden tanımayı seçmesidir.

Ben de aile ve çift danışmanlığı çalışmalarımda, eşlerin yaşadıkları sorunları daha iyi anlamalarına, iletişimlerini güçlendirmelerine ve ilişkilerinde ihtiyaç duydukları değişimi somut adımlarla ele almalarına eşlik ediyorum. Manevi danışmanlık yaklaşımıyla, kişinin değerlerini ve yaşamına anlam veren kaynakları da kendi inanç ve ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirmesine alan açıyorum.

Unutmayalım: Bir yuvanın duvarlarını sevgi yükseltebilir; fakat o yuvayı yaşanır kılan, sevginin her gün davranışlara dönüşmesidir.


Gel, birbirimizi suçlamadan önce anlamayı; uzaklaşmadan önce konuşmayı; vazgeçmeden önce neyi onarabileceğimizi birlikte düşünmeyi deneyelim.

Çünkü bazen bir evliliğin yeniden canlanması, büyük bir mucizeyle değil, iki insanın birbirine yeniden uzattığı samimi bir elle başlar.

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191