İyilik Ederken İyileşmek

İnsan bazen en çok kendine iyi gelmeyi unutur.
Herkese yetişmeye çalışırken içindeki evi ihmal eder. Oysa iyilik, önce insanın kendi ruhunda başlar. İçeride kararan bir odadan dışarıya ışık taşmaz. Kendine karşı hoyrat olanın dünyaya karşı merhameti de bir yerden sonra yorulur. Bu yüzden insanın kendine ettiği iyilik bencillik değil; aksine başkalarına uzanacak elin temizlenmesi, güçlenmesi, incelmesidir.
Pozitif psikolojinin üzerinde özellikle durduğu meselelerden biri de budur: İnsan yalnızca sorunlarını azaltarak değil, iyi olanı büyüterek de iyileşir. Martin Seligman’ın öncülüğünü yaptığı çalışmalar, iyi oluş hâlinin sadece acının yokluğu olmadığını; anlam, aidiyet, güçlü ilişkiler ve olumlu yaşam pratikleriyle inşa edildiğini gösterir (Seligman & Csikszentmihalyi, 2000).
İyilik bazen bir sofrada başlar. İyi ve temiz şeyler yalnız bedenini değil, ruhu da besler. Sürekli aceleyle tüketilen, özensizce seçilen şeyler, zararlı alışkanlıklar, zamanla insanın zihnini, bedenini hasta eder. Düzenli ve temiz beslenmek, bedenin ritmine saygı göstermek, uykuyu önemsemek, yürüyüş yapmak… Bunların hepsi insanın kendine sunduğu iyilik halidir.
Yanlış alışkanlıkları terk etmek de bir iyilik biçimidir. Doğru düşünceleri besleyen okumalar yapmak bir iyilik biçimidir, gülümsemek bir iyilik biçimidir. İnsan bazen kendisini yavaş yavaş tüketen şeylere alışır; öfkeye, ertelemeye, dedikoduya, anlamsız ekran kalabalıklarına, sürekli şikâyet etmeye… Fakat ruh, kirli sularda uzun süre berrak kalamaz. Pozitif psikoloji araştırmaları; umut, şükretme, anlam duygusu ve olumlu sosyal ilişkilerin psikolojik dayanıklılığı artırdığını göstermektedir. Özellikle bireyin güçlü yönlerine yönelmesi ve olumlu alışkanlıklar geliştirmesi, ruhsal iyi oluş üzerinde belirgin etkiler oluşturmaktadır.
İnsan biraz da konuştuğu, hemhal olduğu insanların toplamıdır.
Bazı sohbetler vardır; insanın içini genişletir. Birlikte çay içerken kurulan samimi bir cümle, edilen bir dua hayatın yükünü hafifletir. Bazı insanlar insanın içindeki iyi tarafı uyandırır. Onlarla konuştuktan sonra daha sakin, daha temiz, daha umutlu hissedersiniz. Böyle insanları zamanınıza, hayatınıza dahil edin. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Karanlık kadar ışığın da sirayeti vardır.
Bugün bilimsel çalışmalar, başkalarına yardım etmenin insanın ruhsal sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Yardım etme davranışının stres düzeyini azaltabildiği, yaşam memnuniyetini artırdığı ve kişinin kendisini daha anlamlı hissetmesine katkı sunduğu belirtilmektedir. Pozitif psikoloji yaklaşımı da insanın yalnız kendisi için değil, başkaları için yaşadığında daha derin bir iyi oluş hissine ulaştığını savunur.
Belki de bu yüzden bazı insanlar bir çocuğun başını okşadıktan sonra huzur bulur. Bir yaşlıyı dinledikten sonra içleri sakinleşir. Bir dosta omuz olduktan sonra kendileri de hafifler. Çünkü insan iyilik yaparken yalnız karşısındakini değil, kendi içindeki sertliği de yumuşatır, iyiliğe inancını yeniler.
İyilik, insanın hem iç dünyasını hem dış dünyasını güzelleştirir. İçeride merhamet büyüdükçe dil yumuşar, bakış durulur, kalp incelir. Dışarıda ise insanlar birbirine daha az yabancı olur. Bir toplumun gerçek zenginliği yalnız binalarında, yollarında, teknolojisinde değil; birbirine selam veren iyi davranan insanlarının sayısındadır.
Modern dünya insana sürekli daha güçlü, daha hızlı, daha görünür olmayı öğretiyor. Ama ruhsal doyum iyiliğin bir parçası olmayla ilişkilidir. Daha temiz bir kalp, daha dürüst bir hayat, daha sahici ilişkiler… Çünkü insanın gerçek huzuru çoğu zaman büyük başarılarda değil; iyilik halinde saklıdır.
Belki de insan en çok, başkasının yarasına merhem olurken kendi yarasının da yavaş yavaş iyileştiğini fark ettiği anda olgunlaşır.
Ve belki hayatın en sessiz hakikati şudur: İnsan, iyilik ettikçe biraz daha insan olur.
İyilikle kalın…
Uzm. Sosyolog İlhami ÖZBEY


