NE YAŞARSANIZ YAŞAYIN, MERKEZİNİZDE KALIN

sukran-kuzubasli

Ne Yaşarsanız Yaşayın, Kim Olarak Kalacağınız Sizin Elinizde

Hayatın bize ne yaşatacağını her zaman seçemeyiz.

Kimin bizi kıracağını, hangi hayal kırıklığıyla karşılaşacağımızı, neyi kaybedeceğimizi ya da hangi haksızlıkla karşılaşacağımızı bilemeyiz.

Bazen tek bir cümle, tek bir davranış, bir ayrılık ya da bir kayıp bütün dengemizi değiştirebilir.

Bazen de büyük bir olay yaşamadan, küçük küçük kırılarak kendimizden uzaklaşırız.

Ve bir gün fark ederiz:

Başımıza gelenlerle uğraşırken kendimizi geride bırakmışız.

Hayat bizi her zaman korumaz

Yıkım dolu bir dünyada insanın nasıl bir bütün olarak kalabileceği sorulduğunda, Morrison’a atfedilen şu söz düşündürücüdür:

“Bazen sadece bir parçan hayatta kalır. Zaten doğup öleceğiz, bari saygı duyacağımız bir hayat yaşayalım.”

Belki de mesele tam olarak burada başlıyor.

Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyecek.

İnsanlar bizi her zaman anlamayacak.

Bazen çok sevdiğimiz biri bizi hayal kırıklığına uğratacak. Bazen verdiğimiz emek karşılıksız kalacak. Bazen hak etmediğimizi düşündüğümüz şeylerle karşılaşacağız.

Üzüleceğiz.

Öfkeleneceğiz.

Kırılacağız.

Ama bütün bunların içinde kendimize sorabileceğimiz önemli bir soru var:

“Ben bütün bunların içinde kim olarak kalmak istiyorum?”

Çünkü yaşadıklarımız, kim olduğumuz değildir

Birinin size yaptığı haksızlık sizin değerinizi belirlemez.

Bir ilişkinin bitmesi, sizin sevilmeye değer olmadığınızı göstermez.

Bir başarısızlık, sizin başarısız bir insan olduğunuz anlamına gelmez.

Bir başkasının öfkesi, sizin kötü biri olduğunuzu kanıtlamaz.

Yaşadıklarımız bizim hikâyemizin bir parçasıdır; tamamı değildir.

Bazen insan kendisine yalnızca yaraları üzerinden bakar.

“Nerede hata yaptım?”

“Neden bunu yaşadım?”

“Neden beni seçmedi?”

“Neden beni anlamadı?”

“Neden böyle oldu?”

Bu soruların içinde uzun süre kaldığımızda, fark etmeden hayatımızın merkezine yaşadığımız olayı yerleştiririz.

Oysa belki de başka bir soru sormanın zamanı gelmiştir:

“Ben bu yaşadıklarımın içinde kendimi nerede bıraktım?”

Kendi merkezinde kalmak ne demek?

Kendi merkezinde kalmak; hiçbir şey olmamış gibi davranmak değildir.

Üzülmemek değildir.

Öfkelenmemek değildir.

Kırılmamak hiç değildir.

Tam tersine…

Kırıldığını kabul edebilmek ama kırgınlığının seni yönetmesine izin vermemektir.

Öfkeliyken hemen karar vermemektir.

Cevap vermek zorunda olmadığını bilmektir.

Herkesi ikna etmek zorunda olmadığını fark etmektir.

Bazen geri çekilip kendine alan açabilmektir.

Ve belki de en önemlisi:

“Ben şu anda neye ihtiyacım var?” diye kendine sorabilmektir.

İyilik bazen bir seçimdir

Dünyada kötülük ve bencillik çok görünür.

Kötü haberler daha hızlı yayılır.

Çatışmalar daha çok konuşulur.

İnsanların birbirine yaptıkları kötülükler daha fazla dikkat çeker.

İyilik ise çoğu zaman sessizdir.

Kimse görmeden yapılan bir yardım…

Öfkeliyken söylenmeyen kırıcı bir söz…

İntikam alma fırsatı varken vazgeçmek…

Canımız yanmasına rağmen başkasına aynı acıyı yaşatmamak…

Bunların her biri insanın kendi merkezini koruma biçimidir.

En zor koşullarda bile güzel davranabilen insandan daha büyüleyici bir şey var mıdır?

Çünkü insanın gerçek gücü, her şey yolundayken nasıl davrandığında değil; canı yanarken kim olduğunda ortaya çıkar.

Yaralarımız kadar güçlü yanlarımızı da hatırlayalım

Oysa çoğumuz, yaralı parçalarımızın yasını tutarak geçiriyoruz ömrümüzü.

Neleri kaybettiğimize bakıyoruz.

Nelerin olmadığını düşünüyoruz.

Nerelerde kırıldığımızı hatırlıyoruz.

Ama çoğu zaman başka şeyleri unutuyoruz.

Kaygılarımıza rağmen attığımız adımları…

Kırılganlığımıza rağmen yakınlaştığımız insanları…

Korkularımıza rağmen verdiğimiz büyük kararları…

“Bunu yapamam.” dediğimiz halde yaptıklarımızı…

Düştüğümüz yerden kalkabildiğimizi…

İnsan yalnızca yaralarından ibaret değildir.

İçimizde, yaşadığımız onca şeye rağmen hâlâ ayakta duran bir taraf vardır.

Belki de zaman zaman dönüp ona bakmamız gerekir.

Kendinize geri dönün

Hayat bizi zaman zaman kendi merkezimizden uzaklaştırabilir.

Bir ilişkinin içinde…

Bir kaybın ardından…

Bir hayal kırıklığında…

Bir haksızlık karşısında…

Bir başkasının bize nasıl davrandığına o kadar çok odaklanabiliriz ki kendi iç sesimizi duyamaz hale geliriz.

Oysa hayatın her anında her şeyi kontrol edemeyiz.

Ama kendimize nasıl davranacağımız konusunda hâlâ bir seçim alanımız vardır.

Kendimizi küçümsememek…

Kendi sınırlarımızı korumak…

Kırıldığımızı kabul etmek…

Gerektiğinde “hayır” diyebilmek…

Hemen tepki vermek yerine durabilmek…

Ve bütün bunların içinde kendimize sadık kalabilmek…

Belki de kendi merkezinde kalmak tam olarak budur.

Sonunda ne kalır?

Belki hayatımız boyunca pek çok şey değişecek.

Bazı insanlar gelecek, bazıları gidecek.

Bazı hayallerimiz gerçekleşecek, bazıları gerçekleşmeyecek.

Bazen kazanacağız, bazen kaybedeceğiz.

Bazen çok güçlü hissedeceğiz, bazen yalnızca bir parçamızın hayatta kaldığını düşüneceğiz.

Ama bütün bunların içinde kendimize sorabileceğimiz bir soru var:

“Ben bütün bunların içinde nasıl biri olmak istiyorum?”

Çünkü hayatın hiç sarsılmamak olmadığını artık biliyoruz.

Asıl mesele, sarsıldığımızda kendimize geri dönebilmektir.

Ne yaşarsanız yaşayın…

Kendinizden uzaklaşmayın.

Çünkü sonunda geriye yalnızca başımıza gelenler değil, bütün bunların içinde kim olarak kaldığımız da kalır.

Ne yaşarsanız yaşayın, kim olarak kalacağınız sizin elinizde.

Şükran Kuzubaşlı

Çift ve Aile Danışmanı

Umutlu Danışmanlık

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191