Tekrarlayan Döngüler, Atasal Yükler ve Epigenetik

mehmet-ali-cicekli

Hiç sebepsiz yere, durup dururken içinizi kaplayan o tuhaf "en kötüsü olacak" hissiyle tanıştınız mı? Hayatınızda her şey yolunda giderken, tam bir işi başaracakken ya da tam çok sevildiğinizi hissetmişken gelen o kendini sabote etme dürtüsü tanıdık geliyor mu? Muhtemelen bu durumlarda hemen kendinizi suçluyor, "Neden böyleyim, neden mutlu olmayı beceremiyorum?" diye kendinizi hırpalıyorsunuz. Peki size, o anlarda içinizde konuşan sesin aslında size ait olmayabileceğini söylesem?

Gelin, modern psikolojinin ve nörobilimin son yıllarda keşfettiği, insanı hem ürperten hem de derinden aydınlatan o büyüleyici dehlize, kuşaklararası travma aktarımına ve bilinçaltımızın köklerine doğru bir yolculuğa çıkalım. Çünkü inanın bana, siz bu dünyada sadece kendi hikayenizi yaşamıyorsunuz.


Hücrelerimize Kazınan Geçmiş: Epigenetik Nedir?

Eskiden psikoloji dünyası, insanın doğduğunda beyaz bir sayfa (tabula rasa) olduğunu, sadece bu hayatta yaşadıklarıyla şekillendiğini savunurdu. Ancak bugün biliyoruz ki o sayfa hiç de beyaz değil; üzerinde biz doğmadan çok önce yazılmış yüzlerce satır var.

Bugün tıp ve psikoloji literatüründe epigenetik denilen bir bilim dalı var. Yapılan araştırmalar, bir canlının yaşadığı yoğun stresin, korkunun, haksızlığın veya travmanın sadece onun psikolojisini bozmakla kalmadığını, DNA'nın çalışma biçimini değiştirerek sonraki kuşaklara aktarıldığını kanıtladı. Laboratuvarlarda yapılan meşhur bir deneyde, farelere belirli bir koku (örneğin kiraz çiçeği kokusu) koklatılıp hemen ardından hafif bir elektrik şoku veriliyor. Fare bir süre sonra bu kokuyu duyar duymaz korkudan titremeye başlıyor. Buraya kadar normal, öğrenilmiş bir korku. Ancak şaşırtıcı olan şu: Bu farelerin daha sonra doğan çocukları ve hatta torunları, hayatlarında hiç elektrik şoku görmedikleri halde, kiraz çiçeği kokusunu aldıkları an dehşete kapılıyorlar.

Şimdi bu deneyi kendi hayatımıza uyarlayalım. Soy ağacınızda, büyükannelerinizin ya da onların annelerinin yaşadığı, üstü örtülmüş acıları bir düşünün. Savaşlar, göçler, iflaslar... Ya da daha derini: Kendi döneminde hakkı gasp edilmiş, ev içine hapsedilmiş, susturulmuş, "eğer sesini çıkarırsan düzen bozulur, dışlanırsın" korkusuyla büyütülmüş, feryadı boğazına düğümlenmiş o dişil soyun sessizliği... İşte o kadınların hayatta kalabilmek için bastırdığı o devasa öfke, korku ve yas, bugün sizin bilinçaltınızda hiçbir mantıklı açıklaması olmayan bir özdeğer yarası veya "güvende değilim" alarmı olarak yankılanıyor olabilir.


Bilinçaltının Gizli Anlaşması: Acı Çekme Sadakati

Psikolojide çok çarpıcı bir kavram vardır: Aile sistemine sadakat. Bilinçaltımız, ait olduğu aile soyuna o kadar derinden bağlıdır ki farkında olmadan onların kaderini tekrar ederek o soya sadık kalmaya çalışır.

  1. Neden tam paranız çoğalacakken saçma sapan bir masraf çıkıyor ve yine sıfırlanıyorsunuz?
  2. Neden ilişkilerinizde hep sizi değersiz hissettiren, haklarınızı çiğneyen ve sizi sürekli bir "hakkını arama savaşına" sokan insanları hayatınıza çekiyorsunuz?
  3. Neden sevilmek, onaylanmak veya bir parça takdir görmek için hep bir köle gibi çalışmak zorunda hissediyorsunuz?

Çünkü bilinçaltınızın en karanlık odasında şöyle bir gizli anlaşma yazıyor olabilir: "Benim atalarım bu topraklarda kıtlık çekti, sevgisiz kaldı, haksızlığa uğradı. Onlar bu kadar acı çekmişken, benim bolluk içinde, özgürce ve çok sevilerek yaşamaya hakkım yok. Eğer çok mutlu olursam, onlara ihanet etmiş olurum ve bu sistemden dışlanırım." Kulak tırmalayıcı, değil mi? Ama bilinçaltı tam olarak bu ilkel mantıkla çalışır. Hak ettiğiniz başarıya ya da sevgiye tam ulaşacakken kendinizi sabote etmeniz, aslında geçmişin o acı dolu gölgesine gizlice selam durmanızdan başka bir şey değildir.


Kendi Döngünüzü Yakalamak İçin Bir Farkındalık Testi

Şimdi arkanıza yaslanın ve hayatınızda sürekli tekrar eden o kısırdöngüyü düşünün. Bulduysanız, kendinize şu sorgulayıcı soruyu sorun: "Bu hayat sahnesinde yaşadığım bu yoğun değersizlik, bu parayı tutamama ya da bu kendini ifade edememe korkusu gerçekten BANA mı ait?"

Eğer hayatınızda bu korkuyu tetikleyecek devasa bir çocukluk travması yaşamadıysanız, tebrikler; muhtemelen geçmişte susturulmuş, hakkı teslim edilmemiş bir atanın mirasını taşıyorsunuz. O döngünün içinde boğulurken aslında kendi adınıza değil, soy ağacınızdaki o görünmez kadının ya da adamın adına savaşıyorsunuz demektir.


Zinciri Kıracak O "Son Halka" Siz Olabilirsiniz

Peki bu durum bir mahkumiyet mi? Asla. Bilinçaltı, karanlıkta kaldığı sürece bizi yöneten bir hapishanedir. Biz ona farkındalık ışığını tuttuğumuz an, o hapishanenin kapıları açılır. Carl Jung’un o muhteşem sözünde dediği gibi: "Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar o sizin hayatınızı yönlendirir ve siz ona kader dersiniz."

Atalardan gelen bu ağır psikolojik yükler bir lanet ya da ceza değildir. Aksine, aile sistemi bu döngüyü kırabilecek, o köklerdeki birikmiş acıyı dönüştürebilecek ve "artık bu kadarı yeter" diyebilecek kadar güçlü, bilinçli ve dirayetli olan o "son halkayı" seçer. O son halka sizsiniz.

İlişkilerinizde ya da hayat mücadelenizde dibe vurduğunuzda kendinizi suçlamayı bırakın. İçinizdeki o korkan, sinen ya da sürekli savaşan sese dönün ve de ki: "Seni duyuyorum. Seni görüyorum. Bu acıyı, bu korkuyu benden önce yaşayanları saygıyla selamlıyorum. Ama bu kader bana ait değil. Ben sizin yaşayamadığınız o özgür, tutkulu, bolluk içindeki ve değerli hayatı yaşayarak bu soyu şifalandırmayı seçiyorum."

Çünkü unutmayın; siz kendi zincirlerinizi kırıp iyileştiğinizde, arkanızdaki tüm soy ağacı da sizinle birlikte derin bir nefes alacaktır. Köklerinizin sesine kulak verin, ama onların yarasını tekrar etmek için değil, o yaradan kendi gücünüzü doğurmak için.

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191