Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri
“Çocuğumuz boşanmadan nasıl etkilenecek?”
Boşanma kararı alan ebeveynlerin en büyük kaygılarından biri çoğu zaman çocuklarının bundan nasıl etkileneceğidir. Çocuğun hayatındaki önemli bir düzenin değişmesi elbette kolay değildir. Ancak boşanmanın çocuk üzerinde yaratacağı etkiyi yalnızca “anne ve babanın ayrılması” üzerinden değerlendirmek doğru değildir.
Çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri, boşanma öncesindeki aile ortamı, ebeveynlerle ilişkisi ve özellikle ebeveynler arasındaki çatışmanın düzeyi, çocuğun bu sürece nasıl uyum sağlayacağını etkileyen önemli faktörlerdir.
Çocuk boşanmayı nasıl deneyimler?
Çocuk açısından boşanma yalnızca anne ve babanın artık aynı evde yaşamaması anlamına gelmez.
Çocuğun dünyasında;
- “Artık ne olacak?”
- “Annem nerede yaşayacak?”
- “Babamı ne kadar göreceğim?”
- “Bunun nedeni ben miyim?”
- “Anne ve babam beni hâlâ seviyor mu?”
- “Bir gün onlar da beni bırakır mı?”
gibi birçok soru ortaya çıkabilir.
Özellikle küçük çocuklar yaşadıkları değişiklikleri sözcüklerle ifade etmekte zorlanabilir. Bunun yerine davranışlarıyla anlatabilirler.
Daha önce kazanılmış bir becerinin gerilemesi, uyku problemleri, öfke patlamaları, ayrılmak istememe, okula gitmekte zorlanma ya da daha fazla ilgi talep etme gibi davranışlar çocuğun yaşadığı duygusal yükün bir ifadesi olabilir.
Yaşa göre çocuklarda neler görülebilir?
0–5 yaş
Küçük çocuklar boşanmanın nedenini ve kalıcı olup olmadığını anlamakta zorlanabilir.
Bu dönemde ayrılık kaygısı, ebeveyne yapışma, uyku ve tuvalet alışkanlıklarında değişiklik, bebeksi davranışlara dönme veya daha fazla öfke görülebilir.
Çocuk için en önemli ihtiyaçlardan biri öngörülebilirliktir.
“Bugün kiminle kalacağım?”, “Annem ne zaman gelecek?” gibi soruların mümkün olduğunca net ve sakin biçimde yanıtlanması çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.
6–12 yaş
Okul çağındaki çocuklar boşanmanın nedenleri hakkında daha fazla soru sorabilir ve yaşananlardan kendilerini sorumlu tutabilirler.
“Ben yaramaz olduğum için mi ayrıldınız?” gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Okul başarısında düşüş, içe kapanma, arkadaş ilişkilerinde değişiklik, öfke veya davranış problemleri görülebilir.
Bu dönemde çocuğa tekrar tekrar şu mesajın verilmesi önemlidir:
“Bu senin sorumluluğun değil.”
Ergenlik dönemi
Ergenler yaşananları daha bilişsel bir düzeyde değerlendirebilseler de bu, boşanmanın onlar için kolay olduğu anlamına gelmez.
Öfke, ebeveynlere karşı mesafe koyma, içe kapanma, okul motivasyonunda düşüş veya aileye yönelik yoğun eleştiri görülebilir.
Bazı ergenler ise tam tersine “hiçbir şey olmamış gibi” davranabilir. Bu nedenle yalnızca görünen davranışa bakmak yerine ergenin yaşadığı duygulara alan açmak önemlidir.
Asıl belirleyici olan yalnızca boşanma değildir
Araştırmalar, çocukların boşanmaya verdikleri tepkilerin birbirinden oldukça farklı olduğunu gösteriyor. Boşanma öncesinde yaşanan yoğun çatışmalar ve boşanma sonrasında devam eden ebeveyn çatışması, çocukların uyumunu önemli ölçüde zorlaştırabiliyor.
Bu nedenle bazen çocuk için asıl zorlayıcı olan:
“Anne ve babam ayrı evlerde yaşıyor.”
değil,
“Anne ve babam hâlâ birbirleriyle savaşmaya devam ediyor.”
olabiliyor.
Çocuğun ebeveynler arasında mesaj taşıması, bir taraf hakkında diğer tarafa bilgi vermek zorunda bırakılması, diğer ebeveyn hakkında olumsuz konuşmalara maruz kalması veya “taraf seçmek” zorunda hissetmesi, çocuğun duygusal yükünü artırabilir.
Çocuğunuzu boşanmanın çatışmasının dışında tutun
Çocukların boşanma sürecinde en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, ebeveynlerinin ayrılmasının kendi hayatlarındaki sevgiyi ve güveni ortadan kaldırmayacağını bilmektir.
Bunun için:
Çocuğun yanında diğer ebeveyni kötülemeyin.
Çocuğa yetişkinler arasındaki ilişkinin ayrıntılarını anlatmak yerine yaşına uygun, sade ve güven verici bir açıklama yapın.
Çocuğu taraf seçmeye zorlamayın.
“Babanı mı daha çok seviyorsun, beni mi?” gibi sorular çocuğu bir sadakat çatışmasının içine sokabilir.
Rutinleri mümkün olduğunca koruyun.
Okul, uyku, arkadaşlar, aktiviteler ve ebeveynlerle geçirilen zaman konusunda mümkün olduğunca öngörülebilir bir düzen oluşturmak çocuğun uyumunu destekleyebilir.
Duygularına izin verin.
Çocuğun üzülmesi, kızması, özlemesi veya bir ebeveyni görmek istememesi gibi duygularını hemen düzeltmeye çalışmak yerine önce onları anlamaya çalışın.
“Üzülmene gerek yok.”
yerine,
“Bunun senin için zor olduğunu görüyorum. İstersen bana anlatabilirsin.”
demek daha destekleyicidir.
Boşanma çocuğun hayatının sonu değildir
Boşanma çocuk için önemli bir yaşam değişikliğidir; ancak çocuğun geleceğini tek başına belirleyen bir olay değildir.
Çocukların önemli bir bölümü, zaman içinde yeni düzene uyum sağlayabilir. Amerikan Psikoloji Derneği de çocukların çoğunun uygun koşullarda boşanma sonrasında uyum sağlayabildiğine, buna karşılık devam eden yoğun ebeveyn çatışmasının çocuk açısından önemli bir risk oluşturduğuna dikkat çekmektedir.
Burada amaç “boşanmayı çocuk için hiç zor olmayacak hale getirmek” değildir.
Amaç, çocuğun bu zor dönemi yalnız, suçlu, güvensiz veya iki ebeveyn arasında sıkışmış hissetmeden yaşayabilmesini sağlamaktır.
Çünkü bazen çocuğun ihtiyacı kusursuz bir aile değil;
duygularını taşıyabilen, sınırları olan, tutarlı ve güven veren iki ebeveyndir.
Ne zaman profesyonel destek düşünülmeli?
Boşanma sonrasında bazı davranışsal ve duygusal değişiklikler bir süre görülebilir. Ancak belirtiler yoğunlaşıyor, uzun süre devam ediyor veya çocuğun okul, arkadaşlık, uyku, yeme ya da günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa bir çocuk psikoloğundan destek almak yararlı olabilir.
Özellikle çocuk duygularını ifade etmekte zorlanıyor, yoğun kaygı yaşıyor, belirgin davranış değişiklikleri gösteriyor veya ebeveynler arasındaki çatışmanın içinde kalıyorsa profesyonel destek süreci kolaylaştırabilir.
Unutmayın:
Çocuğun ihtiyacı anne ve babasının mutlaka aynı evde yaşaması değil; hangi evde olursa olsun kendisini sevilen, güvende ve ait hissetmesidir.
Boşanma bir ailenin bitişi değil, bazen ailenin ilişki biçiminin değişmesidir. Bu değişimin çocuğun dünyasında nasıl yaşanacağı ise büyük ölçüde yetişkinlerin bu süreci nasıl yönettiğiyle ilgilidir.


