Küstüğümüzde aslında ne söylüyoruz?

sukran-kuzubasli

KÜSTÜĞÜMÜZDE ASLINDA NE SÖYLÜYORUZ?

“Benimle konuşma.”

“Sen bilirsin.”

“Artık sana söyleyecek hiçbir şeyim yok.”

“Ben de bundan sonra böyle davranacağım.”

Kırıldığımızda, öfkelendiğimizde ya da hayal kırıklığı yaşadığımızda bu cümlelerden birini mutlaka kullanmış olabiliriz.

Bazen de hiçbir şey söylemeyiz.

Susar, uzaklaşır, yüzümüzü çevirir ve karşımızdaki kişinin neden kırıldığımızı anlamasını bekleriz.

Peki küstüğümüzde gerçekten söylemek istediğimiz bunlar mıdır?

Çoğu zaman hayır.

Çünkü küslüğün altında bazen çok daha kırılgan bir ihtiyaç vardır:

“Beni fark et.”

“Beni anla.”

“Ne kadar kırıldığımı gör.”

“Benim için bir adım at.”

“Bu ilişkide önemli olduğumu hissetmek istiyorum.”

Yani bazen küsmek, “Senden vazgeçtim.” demekten çok, “Beni kaybetmeden önce beni duy.” demenin sessiz bir yoludur.

Küsünce sorun çözülüyor mu?

Aslında hayır.

Küsmenin en büyük sorunu da burada başlar.

Sorun ortadan kalkmaz; yalnızca iletişim kesilir.

Hatta çoğu zaman konuşulmayanların üzerine yeni kırgınlıklar eklenir. Bir taraf “Neden benim peşimden gelmiyor?” diye düşünürken, diğer taraf “Ben neden hep ilk adımı atmak zorundayım?” diye düşünmeye başlayabilir.

Böylece asıl sorun unutulur, yerini “Kim haklı?” ve “İlk kim adım atacak?” mücadelesi alır.

İlişki ise yavaş yavaş bir güç savaşına dönüşür.

Peki susmak her zaman kötü müdür?

Hayır.

Bazen öfkeliyken konuşmamak, ilişki için sağlıklı olabilir.

Çünkü yoğun öfke sırasında söylediğimiz bazı sözleri daha sonra geri almak mümkün olmayabilir.

Burada önemli olan susmanın amacı ve biçimidir.

“Şu anda çok öfkeliyim. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var. Ama bu konuyu seninle konuşmak ve çözmek istiyorum.”

demek, sağlıklı bir mola vermektir.

Fakat:

“Seninle konuşmayacağım.”

“Ne halin varsa gör.”

“Sen gelene kadar ben de konuşmam.”

diyerek karşı tarafı cezalandırmak, ilişkinin onarılmasına değil, uzaklaşmasına hizmet eder.

Aradaki fark küçümsenmemelidir.

Birinde kişi kendisini düzenlemek için mesafe koyar.

Diğerinde karşısındakini cezalandırmak için iletişimi keser.

Ailede küslük sadece iki kişiyi etkilemez

Eşler arasındaki küslük evin bütün atmosferine yansır.

Aynı evde yaşayan iki insan birbirine bakmadan günlerini geçirebilir. Aynı sofraya oturabilir ama konuşmayabilir. Çocuklarına karşı normal davranmaya çalışabilirler; ancak çocuklar çoğu zaman söylenmeyeni de hisseder.

Çünkü çocuklar yalnızca bizim onlara söylediklerimizi değil, bizim birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzu da öğrenir.

Anne babasının sorun yaşadığında günlerce konuşmadığını gören bir çocuk, çatışmanın çözümünü sessizlikte arayabilir.

“Ben de kızarsam konuşmam.”

“Beni üzerlerse uzaklaşırım.”

“Önce karşı taraf gelip gönlümü almalı.”

Böylece küsmek bir iletişim biçimi olarak nesilden nesile aktarılabilir.

Kardeşler arasındaki küslüklerde de benzer bir durum vardır.

Bir ailede “Kimse kimseye muhtaç değil.” anlayışı yerleştiğinde, ilişkiler kolayca koparılabilir hale gelir.

Oysa aile olmak, hiç kırılmamak demek değildir.

Kırıldığımızda ilişkiyi nasıl onaracağımızı öğrenebilmek demektir.

Peki küsmeden sorunlarımızı nasıl konuşabiliriz?

Öncelikle suçlamak yerine duygumuzu anlatmayı öğrenebiliriz.

“Sen zaten hep böylesin.”

yerine,

“Bu davranışın beni kırdı.”

“Sen beni hiç anlamıyorsun.”

yerine,

“Şu anda anlaşılmaya ve dinlenmeye ihtiyacım var.”

“Seninle konuşmayacağım.”

yerine,

“Şu an çok öfkeliyim. Sakinleştiğimde bu konuyu konuşmak istiyorum.”

diyebiliriz.

Çünkü karşımızdaki insanın zihnimizi okumasını beklemek yerine, ihtiyacımızı açıkça ifade etmek ilişkinin sorumluluğunu paylaşmaktır.

Belki de asıl soru şu:

“Ben küstüğümde karşımdakine ne anlatmaya çalışıyorum?”

Kırıldığımı mı?

Önemsenmediğimi mi?

Anlaşılmadığımı mı?

Sevilmediğimi mi?

Yoksa yalnızca karşımdakinin benim için bir adım atmasını mı bekliyorum?

Bu sorunun cevabını bulduğumuzda küslüğün altında saklanan asıl ihtiyacımızı da fark etmeye başlarız.

Ve belki o zaman susmak yerine şöyle bir cümle kurabiliriz:

“Sana kızgınım ama senden uzaklaşmak istemiyorum. Kırıldım ve anlaşılmaya ihtiyacım var.”

Bu cümle, küslüğün kurduğu duvardan bir kapı açabilir.

Çünkü ilişkilerde amaç hiç kırılmamak değildir.

Kırıldığımızda birbirimizi kaybetmeden konuşabilmektir.

Küsmek mesafe koyar.

Konuşmak ise çözüm için bir kapı açar.

Ve bazen bir ailenin, bir evliliğin, bir ilişkinin ihtiyacı olan şey büyük değişimler değil; yalnızca bir kişinin sessizliğini bozup,

“Gel, bunu konuşalım.”

diyebilmesidir.

advicemy-footer
logo

Bizi Takip Edin

advicemyGooglePlay
advicemyGooglePlay

Dikkat - Online danışmanlık hizmeti, herkese uygun bir hizmet değildir. İntihar veya kendine zarar vermek gibi düşüncelere sahipseniz, sitedeki hizmetler size uygun olmayabilir. Bu durumdaysanız aşağıdaki yardım numaraları ile iletişime geçmenizi tavsiye ederiz.

Acil Yardım Hattı: 112, Polis İmdat Hattı: 155, Aile İçi Yardım Hattı: 183, Uyuşturucu İle Mücadele Yardım Hattı: 191