İyilik Nedir

İyilik, dalları göğe uzanan, kökleri hakikatın derinliklere tutunan ve mevsimi geldiğinde yalnız kendisine değil, gölgesine sığınanlara da meyve veren ulu bir ağaç gibidir. İnsanın dünyada üretebileceği en kıymetli şeylerden biri iyiliktir. Çünkü iyilik yalnız bugünü güzelleştirmez; geleceğin vicdanını, ilişkilerini ve insanlık iklimini de besler. Toprağa bırakılan küçücük bir tohum nasıl içinde koca bir ormanın potansiyelini taşıyorsa, samimiyetle yapılan küçük bir iyilik de öngöremediğimiz nice güzelliğin başlangıcı olabilir.
İyiliğe hepimizin ihtiyacı vardır; yalnız iyilik görenlerin değil, iyilik yapanların da… Çünkü insan karakterini büyük ölçüde tekrar ettiği davranışlarla inşa eder. Merhamet gösterdikçe merhameti, vefalı oldukça vefayı, adaletli davrandıkça adaleti güçlendirir. Pozitif psikolojinin karakter güçleri anlayışı da bize bunu hatırlatır: Erdem yalnızca düşünülen değil, yaşandıkça kökleşen bir hâldir.
Fakat iyilik hakkında konuşurken önemli bir ayrımı gözden kaçırmamak gerekir: İyi olmak, sınırsızca katlanmak değildir.
Merhamet kendini tüketmek, fedakârlık başkasının bütün sorumluluklarını yüklenmek, anlayış ise her davranışı sessizce kabullenmek anlamına gelmez. İnsan bazen “İyi biri olmalıyım”, “Hayır dersem kırarım”, “Anlayış göstermek zorundayım”, “Ben geri çekilmezsem sorun büyür” gibi düşünceleri tartışılmaz doğrular hâline getirebilir. Oysa Bilişsel Davranışçı yaklaşımın önemli hatırlatmalarından biri şudur: Zihnimizden geçen her düşünce hakikat değildir. Düşüncelerimizi fark etmek, sınamak ve daha gerçekçi bir çerçevede değerlendirmek gerekir.
İyilik, kişiyi sürekli kendinden vazgeçmeye zorluyorsa orada iyilikle birlikte sınırların da yeniden düşünülmesi gerekir.
Bu yüzden iyi olun; fakat iyiliğinizi başkasının doğal hakkı gibi gören anlayışa karşı uyanık olun. Nezaketinizi mecburiyet, sabrınızı sınırsız tahammül, anlayışınızı ise sorumsuzluğa verilmiş açık bir izin hâline getirmeyin. Çünkü sınır koymak iyiliğin karşıtı değildir; çoğu zaman iyiliği korumanın şartıdır.
İyi konuşun, güzel söz söyleyin; fakat sizin güzel konuşmanız zorunluluk, başkasının hoyratlığı özgürlük olmasın. Bir ilişkide bir taraf sürekli anlamak, onarmak, susmak ve affetmek zorundayken diğer tarafın kırıcı tutumları değişmeden kalıyorsa, orada karşılıklı bir erdemden değil, giderek tek taraflı istismar edilen bir ilişkiden söz edilir.
Kimi insanlar iyiliği sever görünürler; fakat aslında sevdikleri, iyiliğin kendilerine sağladığı rahatlıktır. Çalışkan insanı sever ama çalışkanlığı istemez; sabırlı insanı sever ama sabretmez; anlayışlı insanı sever ama anlamaya yanaşmaz. İyi insanlarla beraber olmayı istemekle iyi olmayı istemek aynı şey değildir. İyiliği yalnız kendisine sağladığı fayda ölçüsünde seven kişi, iyiliğin kendisini değil, sonucunu seviyor olabilir.
İyi bir ahlaka sahip olmanın onurunu, başkalarının yanlış tutumlarının payandasına dönüştürmemek gerekir. “Sen iyi insansın,”, “Büyüklük sende kalsın”, “Sen anlayışlısın, görmezden gel” gibi sözler bazen övgü görünümünde bir yüke dönüşebilir. İnsanın erdemini ona karşı kullanmak da bir istismar biçimidir.
İyilik, kötülüğün rahatça hareket edebilmesi için meydanı boş bırakmak değildir.
Çünkü iyiliğin içinde yalnız merhamet yoktur; cesaret de vardır. Yalnız şefkat yoktur; adalet de vardır. Yalnız bağışlamak değil, gerektiğinde sınır koymak da vardır. Kimi zaman iyiliğin gereği bir yarayı sarmak, kimi zaman bir yanlışı affetmek, kimi zaman ise açıkça “Buraya kadar” diyebilmektir.
Kötülüğün karşısında durmak, kötülüğe benzemeyi gerektirmez. İnsan kendi değerlerinden vazgeçmeden de güçlü olabilir. Mesafe koymak kin değildir. Sınır koymak intikam değildir. Kendini korumak bencillik değildir. Bir insanı bütünüyle mahkûm etmeden davranışına itiraz etmek mümkündür. “Sen kötüsün” demek yerine, “Bu davranış doğru değil ve buna izin vermeyeceğim” diyebilmek hem daha gerçekçi hem daha adil bir tutumdur.
Burada insan zihninin sık düştüğü başka bir tuzağı da hatırlamak gerekir: birkaç olumsuz tecrübeden hareketle bütünü kötü ilan etmek. Birkaç vefasız insan yüzünden vefadan, birkaç hoyrat insan yüzünden nezaketten, birkaç istismarcı yüzünden merhametten vazgeçmek, kötülüğe farkına varmadan omuz vermektir. Doğru olan iyiliği terk etmek değil, onu basiretle tamamlamaktır. İyi niyetin yanına feraseti, merhametin yanına sınırı, şefkatin yanına adaleti koyabilmektir.
Vefa da iyiliğin hafızasıdır. Yapılan güzelliği görmek, hatırlamak ve şükran duymak insanın karakterini olgunlaştırır. Şükran yalnız teşekkür etmek değildir; kendisine gösterilen emeği sıradanlaştırmamak, fedakârlığı zamanla mecburiyet gibi görmemek, iyiliğe alışınca onun kıymetini unutmamaktır.
Bunun karşısında ise kendi acısını dünyanın en büyük acısı, kendi ihtiyacını en ertelenemez ihtiyaç, kendi talebini en haklı talep olarak gören bir benmerkezcilik vardır. Böyle bir bakış, zamanla başkalarının hayatını kendi hikâyesinin yardımcı unsurlarına indirger. Kendi yorgunluğu anlaşılmalıdır ama başkasınınki bahanedir; kendi kırgınlığı önemlidir ama başkasının kırılması aşırı hassasiyettir; kendi sınırı saygı görmelidir ama başkasının sınırı bencillik sayılır.
Oysa psikolojik olgunluk, insanın kendi duygusunu küçümsemesi değil; onu tek gerçek ilan etmemesidir. Her acımız gerçektir ama en büyük acı olmak zorunda değildir. Her ihtiyacımız önemlidir ama dünyanın biricik meselesi değildir. Her isteğimiz anlaşılabilir ama yerine getirilmek zorunda değildir.
Dünyanın yalnız bizim arzularımız etrafında kurulmadığını kabul etmek, hem psikolojik hem de ahlaki olgunluğun işaretidir.
Bu çelişkiyi hayatın başka alanlarında da görürüz. Temiz bir dünyadan söz edip kendi bıraktığı kiri başkasının temizlemesini bekleyenler vardır. Çevreyi, düzeni ve sorumluluğu güzel cümlelerle anlatırken kendi payına düşen küçük zahmete katlanmayan insan, değiştirmek istediği dünyanın problemini kendi davranışında yeniden üretir. Çünkü ahlak çoğu zaman büyük sözlerde değil, kimsenin görmediği yerde üstlenilen küçük sorumluluklarda kendini gösterir.
Doğayı sevdiğini dağa taşa yazıp bir ağacın gövdesini yaralayan; yeşili överken bir anlık keyfi uğruna yılların emeği olan fidanları küle dönüştüren anlayış da aynı çelişkinin başka bir yüzüdür. Haz hayatın düşmanı değildir; insan elbette dinlenir, sevinir, hayatın güzelliklerinden nasibini alır. Fakat haz, sorumluluğun önüne geçtiğinde insanın görüş alanı daralır. O anda yalnızca “Ben ne istiyorum?” sorusu kalır; “Benim istediğimin bedelini kim ödüyor?” sorusu kaybolur.
Ahlaki olgunluk biraz da bu ikinci soruyu sorabilme cesaretidir.
Olgun insan yalnız kendi ihtiyacını değil, davranışının başkalarında ve dünyada bıraktığı izi de hesaba katar. Çünkü insanın kendisini merkeze alarak çevresindeki her şeyi araçsallaştırması; ister ilişkilerde, ister toplumda, ister doğayla kurduğu bağda olsun, aynı kökten beslenir.
İyilik öğütleyenlerin de zaman zaman kendilerine dönüp bakması gerekir. İyilik üzerine güzel konuşmak insanı kendiliğinden iyi yapmaz. Başkasına sürekli sabrı, anlayışı ve fedakârlığı öğütlerken aynı sorumluluğu kendi hayatında taşımayan kişi, farkında olmadan iyiliğin öğretmeni olmaktan çıkıp iyiliği başkasına yükleyen biri hâline gelebilir. Başkasının yarasına “affet”, öfkesine “sabret”, sınırına “idare et” demek kolaydır. Asıl erdem, kendi çıkarımız söz konusu olduğunda da aynı ahlaki ölçüyü koruyabilmektir.
Bu nedenle iyilik edilgenlik değildir. İyilik, yüksek bir bilinç hâlidir. İçinde merhamet kadar cesaret, sabır kadar irade, bağışlayıcılık kadar adalet vardır. İyi insan, herkese boyun eğen değil; değerlerine sadık kalırken hem başkasının hem de kendisinin insanlık onurunu koruyabilen insandır.
İyilikten vazgeçmeyelim.
Fakat iyiliği saflıkla karıştırmayalım. İyi niyetimizin yanına aklı, merhametimizin yanına sınırı, sevgimizin yanına özsaygıyı, vefanın yanına adaleti koyalım. Çünkü iyiliğin dünyayı güzelleştirebilmesi için yalnızca var olması değil, korunması da gerekir.
Bir tohumun içinde nasıl bir ormanın potansiyeli saklıysa, her küçük iyiliğin içinde de daha güzel bir dünyanın ihtimali vardır. Fakat o tohumu ekmek kadar onu korumak da sorumluluğumuzdur.
Dünyanın iyi insanlara ihtiyacı var.
Belki bundan da çok, iyiliğini kaybetmeden sınırlarını koruyabilen insanlara…
Kendi acısını görürken başkasının acısına körleşmeyenlere; temizliği başkasından beklemeden kendi alanını temiz tutanlara; hakikati sözle değil davranışıyla sevenlere; kendisine yapılan iyiliği unutmayanlara; kötülüğe öfkeyle benzemeden, fakat kararlılıkla “dur” diyebilenlere…
Çünkü iyilik yalnız güzel insanların süsü değildir.
İyilik, insanlığın geleceğe bıraktığı en kıymetli izlerden biridir.
Bazen bir tebessümdür iyilik; bazen vefa, bazen merhamet, bazen de uzatılan bir el…
Fakat iyiliğin yaşayabilmesi, yalnız iyilik yapmakla değil; kötülüğe gerektiğinde dur diyebilmek, yapılan iyiliğin kıymetini bilmek ve onu vefayla yaşatabilmekle mümkündür.
İyiliğe dair oluşturduğumuz izlekler, patikalara, yollara dönüştüğünde bu bizim hayatımızın ötesine taşıyıp, iyilik defterimizi güzelleştirir.
İyilikle kalın, iyilerle kalın…
Uzman Sosyolog, Aile Danışmanı, Pisikolojik Danışman İlhami ÖZBEY


